

Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
08:10
0
yorum
Etiketler: alper turgut, sessizliğe karşı, tavır dergisi
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
05:33
0
yorum
Etiketler: abuzer uğurlu, bsp, hadep, mehmet ali ağca, oral çelik, rüştü kazım yücelen, sabri uzun, tek tip elbise, teslim töre, thko, tkep, türkiye işçi partisi, uğur mumcu
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
13:33
0
yorum
Etiketler: büyük marmara depremi, geoduvar, geosentetik, karadeniz otoyolu, togan alper
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
08:42
0
yorum
Etiketler: asm denttürk, dünya tıp olimpiyatları, futbol, hekim, şahin filik
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
10:40
0
yorum
Etiketler: avita, çalışan destek hizmeti, hakan yöney, kariyer, selçuk tiftik, stres
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
10:27
0
yorum
Etiketler: 301. madde, atılım, cezaevindeki gazeteciler, muhalif basın, sosyalist basın, tmy
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
09:54
0
yorum
Etiketler: ciceksiparisi.com, çiçek, emre ayrın, facebook, müjdat gezen
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
09:36
0
yorum
Etiketler: beyin, cengiz kuday, ebru gündeş, fiber optik, fikret bila, firavun, gazi yaşargil, gladyatör, levent yüksel, nazım hikmet, ötenazi, tülay kuday
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
17:11
0
yorum
Etiketler: başay okay, elif özel, grup artistanbul, şeniz erdinç
1925'ten bugüne dek 815 kişinin gözaltında kaybedildiği öne sürüldü
**80'li yıllardan 90'lara kadar 13 kişinin ismi kayıplara karıştı. 90'lı yıllara gelindiğinde kayıp sayısı hızla yükseldi.
ALPER TURGUT
6. Dünya Kayıplar Haftası sona ererken gözaltında kayıp iddiaları 2000'li yıllarda da Türkiye gündemindeki yerini koruyor. İlk kayıp olayının yaşandığı 1925 yılından 2002'ye dek tam 815 kişinin ''gözaltında kaybedildiği'' öne sürülürken 90'lı yıllarda hızla artan kayıp iddiaları, Cumartesi Anneleri'nin 4 yıl süren eyleminin ardından düşüşe geçti.
Kayıp yakınlarının eylemi, Gazi Mahallesi'nde yaşanan olayların ardından kaybolan ve aylar sonra Kimsesizler Mezarlığı'nda cesedi bulunan Hasan Ocak için 27 Mayıs 1995 Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde başlatıldı. Kısa sürede ''Cumartesi Anneleri'' adını alan kayıp yakınlarının eyleminin 170. haftasında polis müdahalesi başladı. 15 Ağustos 1998 günü başlayan müdahale tam 7 ay sürdü ve eylem 200. haftasında sonlandırıldı. Gözaltında kayıp iddiaları Cumartesi Anneleri'nin eylemi sonrasında da sürdü. 2000'li yıllarda 12 kişinin kaybedildiği iddia edildi. İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre ilk kayıp olayı Salih Bozışık 'ın 1925 yılında gözaltına alınması ve ardından kendisinden haber alınamamasıyla yaşandı. Uzun yıllar sonra kayıp iddiaları 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yeniden kamuoyunun gündemine geldi. 80'li yıllardan 90'lara kadar 13 kişinin ismi ''kayıplara'' karıştı. 1990'lı yıllara gelindiğinde kayıp sayısının hızla yükseldiği dikkat çekti.
Kayıp haberlerinin çoğu ise OHAL bölgesinden geldi. 1991'de 4, 1992'de 8, 1993'te 36, 1994'te 224 (328), 1995'te 121 (220), 1996'da 68 (194), 1997'de 66, 1998'de 29, 1999'da 36, 2000'de 7, 2001'de 4 ve 2002'de ise bir kişi kayıp listesine eklendi.Geçen yıl Silopi'de kaybolan HADEP yöneticileri Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz ile 2002'nin Mart ayında gözaltında kaybolduğu iddia edilen Coşkun Doğan 'dan ise hâlâ haber alınamıyor.
İHD İstanbul Şubesi ve kayıp yakınları da önceki akşam ''Dünya Kayıplarla Mücadele Haftası' ' nedeniyle gözaltında kaybolan yakınları için yaktıkları mumlarla oturma eylemi yaptılar.
Fotoğraf: Plaza Del Mayo Anneleri
Cumhuriyet Gazetesi / 2002
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
07:58
0
yorum
Etiketler: cumartesi anneleri, ebubekir deniz, hadep, hasan ocak, kayıplar, ohal, plaza del mayo, serdar tanış
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
08:07
0
yorum
Etiketler: ercan karakaş, eşber yağmurdereli, ferzan çitici, mehmet ağar, şevket kazan, yaşar kemal, zülfü livaneli
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
16:09
0
yorum
Etiketler: grup yorum, hilmi yarayıcı, ihsan cibelik, izzettin el kassam, kalbi filistinli, kalbu falestini, sıyrılıp gelen, yürüyüş
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
15:43
1 yorum
Etiketler: barış dönmez, beyoğlu, gemici düğümü, hayat kadını, istiklal caddesi, kadıköy bakırköy, ortaköy, travesti
Gönderen
Alper TURGUT
zaman:
12:23
0
yorum
Etiketler: ajda pekkan, asya, eurovision, metamorfoz, nilüfer, olmadı yar, sezen aksu, tarkan, türkçe pop, uğur demir
Ümraniye Cezaevi'ndeki 'adli emanet'te skandal
Devlet, 1999 yılında Ümraniye Cezaevi'nin içinde ''adli emanet'' açtı ve birçok örgüte ait henüz kapanmamış sıkıyönetim dava dosyaları bu depoya yerleştirildi. Elyazması notlardan sahte kimliklere, şifrelerden eylem planlarına dek çok sayıda delil nitelikli örgütsel evrak, doküman ve belge de bir yıl sonra 19 Aralık 2000 tarihindeki ''Hayata Dönüş'' operasyonu sırasında kül oldu.
ALPER TURGUT'un haberi...
Kayıp dosyalar kül oldu
Cezaevlerinin yıllardan beri kontrol edilemediğinden yakınan devlet, büyük bir çelişkiye düşerek Ümraniye Cezaevi'nin içinde ''adli emanet'' deposu açtı. Devletin ihmali nedeniyle tutuklu ve hükümlüler, 1999 yılında temyiz aşamasındaki sıkıyönetim dönemi dava dosyalarını buldular ve yaklaşık 100 bin sayfaya ya el koydular ya da yaktılar. Güvenlik güçlerinin, 1976'dan Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin kapatıldığı tarihe dek ele geçirdiği ''delil nitelikli'' örgüt arşivleri de tutuklu ve hükümlülere geçmiş oldu.
Devletin yol açtığı skandal nedeniyle her şey 19 Aralık 2000 tarihindeki ''Hayata Dönüş'' operasyonu sırasında kül oldu. Yargıtay olaydan yıllar sonra ''kayıp evrak'' nedeniyle Devrimci Sol Ana Davası ve MLSPB davasını bozdu. Devrimci Yol, TİKB, TKP/ML dosyalarında eksiklikler bulunduğu öne sürüldü.
İstanbul Sıkıyönetim 2 No'lu Askeri Mahkemesi, 1 Kasım 1991 günü Devrimci Sol Ana Davası sanıklarına 1 idam, 33 müebbet ve toplam 2738 yıl hapis cezası verdi. Sıkıyönetim Mahkemeleri'nde bunun dışında yüzlerce sanıklı MLSPB, Devrimci Yol, TİKB ve TKP/ML-TİKKO davaları da görüldü. Bu davalarda idam, müebbet ve ağır hapis cezaları çıktı. Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri'nin kapatılması nedeniyle örgüt davalarının yüzlerce klasörden oluşan dosyaları çuvallar içinde Üsküdar Adliyesi'ne devredildi. Temyiz süreci nedeniyle hayati önemdeki tek nüshadan oluşan dava belgeleri, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı'nca adliye binasında koruma altına alındı.
Üsküdar E Tipi Cezaevi, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Moğultay ve gazetecilerin de katıldığı bir kokteyl ile 1995'te açıldı. Cezaevi Ümraniye sınırları içerisinde bulunduğu için Ümraniye Cezaevi olarak tanındı. Ve o tarihlerde devlet, binlerce kişinin hayatını etkileyebilecek inanılmaz bir hata yaptı. Çok yer kaplayan çuvallar içerisindeki dava dosyaları 'akıl almaz bir ihmalle' Ümraniye Cezaevi'ne gönderildi. Uzun yıllardan beri cezaevlerinin ''terörist yuvası'' olmasından ve ''güvenlik zaafı'' yaşanmasından yakınan yetkililer, dosyaları koymak için en güvenli yer olarak bir cezaevini seçmişti. Sonunda Ümraniye Cezaevi'ndeki büyük bir oda ''yasak yayınlar'' ın korunması için ''adli emanet'' olarak kullanılmaya başlandı ve örgüt davaları ile ilgili her türlü belge bu depoya yerleştirildi. Dosyaların cezaevinde olduğu güvenlik güçleri ve istihbarat örgütleri tarafından da biliniyordu ve arada sırada depoya girerek örgütlerin dosyalarını inceliyorlardı.
Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde 26 Eylül 1999 günü 10 kişinin yaşamını yitirmesi nedeniyle Ümraniye Cezaevi'ndeki tutuklular, 17 infaz koruma memurunu yaklaşık 3 gün süreyle rehin aldılar. Eylemin sona ermesinin ardından gazetecileri içeri alan cezaevi yönetimi, maddi hasar oluşan A-Blok'u gezdirdiler. Bu sırada tutuklu ve hükümlüler D-Blok'taki 'adli emaneti' keşfettiler.
D-Blok'un alt katındaki 'arka mutfak' olarak da bilinen bölümün yakınındaki depoyu ele geçiren siyasi tutuklular, kendi örgütlerinin dava evraklarını görünce ''şok'' geçirdiler. Önemli gördükleri belgelere el koyan tutuklu ve hükümlüler, iddiaya göre inceleme sonucunda yüzlerce klasörü imha ettiler. Hatta o sırada çok yakında bulunan jandarmaların üzerine bazı klasörleri atarak uzaklaşmalarını istediler. Tutuklu ve hükümlüler, tasnifin ardından diğer evrak çuvallarını bırakıp odadan çıktılar. ''Yakılmaktan'' kurtulabilmiş dava dosyaları ise 1999 yılı sonu ve 2000 yılının ilk aylarında adli emanetten çıkarılarak Ankara'ya gönderildi. Devletin yol açtığı skandal bununla da bitmedi. 1976'dan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri'nin kapatıldığı tarihe dek ele geçirilen delil nitelikli örgüt arşivleri depoda tutuluyordu. Yetkililerin büyük ihmali, arşivin eski sahiplerine geçmesine neden oldu.
Skandalın, ''Hayata Dönüş'' operasyonunu ve F tipi cezaevlerine sevk sürecini hızlandırdığı iddia edildi. Aynı tarihlerde operasyon için çalışmaların başladığı, tutuklu ve hükümlü temsilcilerinden oluşan ''Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu'' nun eylemleri yönettiği gerekçesiyle işlevsiz hale getirilmesi için Ümraniye ve Bayrampaşa cezaevlerinin boşaltılmasına karar verildiği öne sürüldü. Kasım 1999'da 54 E ve özel tip cezaevinin bazı bölümleri hücrelere dönüştürüldü. Adalet Bakanlığı, beş F tipi cezaevinin Mayıs 2000'de açılacağını açıkladı. İçişleri Bakanlığı ise uzun yıllardan beri girilemeyen Ümraniye Cezaevi'nin içinin tutuklu ve hükümlüler tarafından değiştirildiğini iddia ediyordu.
Hayata Dönüş operasyonunun Ümraniye Cezaevi'ndeki ayağı sona erdiğinde bir yılı aşkın süre tutuklularda kalan ''illegal sol örgütlerin tarihi arşivi'' de kül olmuştu. Dava dosyalarını yakmayıp sadece baktıklarını iddia eden mahkumlar, ''Hazırlık soruşturmalarını içeren evrakların devlet tarafından kaybedildiğini veya istihbarat örgütlerince el konulduğunu'' iddia ettiler.
'Davalar kördüğüm'
Yargıtay'ın temyiz incelemesinde, Devrimci Sol Ana Davası dosyalarının eksik olduğu anlaşıldı. Kayıp klasörlerin bir türlü bulunamaması üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesi, davayı, ''eksik evrak'' nedeniyle bozdu, kayıp klasörlerin sayım sırasında bulunduğunu öne süren yerel mahkemenin karar düzeltme talebini ise reddetti. Bu arada toplam 200 klasörü kayıp olan MLSPB davası da eksik evrak nedeniyle Yargıtay tarafından bozuldu. Devrimci Yol, TİKB ve TKP/ML davası dosyalarının da eksik olduğu iddia edildi. Halkın Hukuk Bürosu avukatları, Devrimci Sol Ana Davası'nı Üsküdar'daki ağır ceza mahkemelerinin almak istemediğini iddia ederek ''Şimdi davanın Üsküdar'da tekrar açılması ve sanıkların tek tek ifadelerinin alınması gerekiyor'' dediler. Avukatlar, açılacak duruşmada ve gidecekleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) 12 Eylül'ün sorumlularının yargılanmasını ve devletin sanıklardan özür dilemesini isteyeceklerini de belirttiler.
Cumhuriyet Gazetesi