7 Haziran 2008 Cumartesi

Hasta la victoria siempre?



EFE ERDEM


Küba’daki Castro’suz ilk 1 Mayıs, 21’inci yüzyılın en önemli tarihlerinden biri olacak. Ben de düğünümü bu unutulmaz dönemde, Küba’nın başkenti Havana’da yaptım. Mutluyum ama Küba, Castro’dan sonra eskisi gibi olacak mı, bilemiyorum Karayipler’deki ıssız bir adaya Afrikalıları çıkarıp İspanyollarla karıştırır, içine de biraz Çinli katarsanız, ne olur? Mulatto adı verilen melez bir millet doğar, yaşadıkları topraklara da Küba adı verilir. İşte bu ülke önce, hem kökeni hem sömürgecisi olan İspanyollara, sonra İngiliz ve Amerikalara başkaldırıp sonunda eşi bulunmayan komünist bir yönetim ve yaşam yarattı. Bunu geleneksel müzik ve danslarıyla süsledi. ‘Amerika’ya kafa tutan’ ve CIA’nın 638 suikast girişiminden kurtulan Castro’nun ve bütün Latin Amerika’da devrim yapmak isteyen Che’nin ülkesi Küba, şimdi kapitalizme Çin tarzı bir geçişin adımlarını atıyor. Ekonomisinin can damarı turizm, bunca yıl kapitalizme ve ambargolara direnen ülkeyi bambaşka yerlere götürecek gibi. Bütün bunlar bir kenarda dursun, biz size başka bir şey önereceğiz: Tarihi bir dönüşüme tanıklık etmek, müzik ve dans cennetinde dünyadan kopmak istiyorsanız şimdi Küba’ya gitmenin tam zamanı...


CASTROSUZ 1 MAYIS


Fidel Castro’suz ilk 1 Mayıs için, dünyanın beş kıtasından on binlerce turistle birlikte biz de Havana’dayız. Devlet Başkanı Raul Castro, Küba’nın Atatürk’ü sayılan şair Jose Marti’nin adını taşıyan meydanda halkı selamlayacak. Katılımcı sayısı 2 milyona ulaşınca yürüyüşe sabahın beşinde çıkıyoruz. Kortejde İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan, Almanya’dan, İngiltere’den, Kanada’dan 1 Mayıs kutlaması için gelmiş Türklerle karşılaştığımızda şaşırıyoruz. Meslek kolları ve öğrenciler kendi kıyafetleriyle yürüyor. Korteje bir göz atınca, acaba bu kadar insan kendiliğinden mi toplandı yoksa bu katılımın yarı-mecburi olduğu bir devlet töreni mi, diye şüphe etmeye gerek bile duymuyoruz: Çocuğunu kapıp buraya gelenlerden, alçılı ayağıyla katılanlara ve bir partideki gibi coşkulu gençlere kadar herkes halinden memnun. Yüz binler ‘Hasta La Victoria Siempre’ sloganıyla yürüyor. Her yer dev Fidel Castro ve Che posterleri, ABD başkanlarının kuklalarıyla donatılmış. Liderlerine yüzlerce kez suikast girişiminde bulunulmuş bu ülkede, ne giriş çıkış noktalarında polis barikatı var ne de x-ray cihazı ama milyonlarca kişi hiçbir sorun yaşamadan 1 Mayıs’ı kutluyor...


STRESİ BİLMİYORLAR


Küba’da en dikkat çeken şey, insanların kılık kıyafetten çalışma temposuna kadar rahatlığı. Bu ülkede stres diye bir şey yok. Olması da mümkün değil gibi. Sabahın dokuzunda 30 dereceyi bulan hava sıcaklığının insanları gevşettiği ortamda, eğitim ve sağlığın ücretsiz olması, açlık ve iş kaygısı bulunmaması insanların hayatlarını rom, puro ve salsayla geçirmesini sağlıyor. Küba’ya adım attığınızda, havalimanında tüm dünya ülkelerinin bayraklarıyla karşılanıyorsunuz. ‘Burası sizin de eviniz’ sıcaklığıyla yaklaşılıyor ama burada 5-10 yıl yaşamanız ya da bir Kübalı’yla evlenmeniz nafile, sadece o topraklarda doğanlar Küba vatandaşı olabiliyor.


FİDEL CASTRO ÖLDÜ MÜ?


Meydanlardaki Fidel posteri, herkesin aklına tek bir ortak soruyu getiriyor: Castro öldü mü? Kimilerine göre, çoktan öldü, kardeşi Raul sistemi oturtana kadar bu açıklanmıyor. Sokaktaki Kübalı’ya sorduğumuzdaysa, ‘Raul dürüst insan. Ölseydi açıklardı. Fidel ağır hasta’ diyor. Ama aylardır hiçbir görüntüsünün yayınlanmamış olması, şüpheleri artırıyor. ABD yanlısı Batista’yı devirdikten sonra aşırı zenginleşmeyi, gelir farklılığını ve fuhuşu önlemek için çıkarılan Devrim Yasaları’ndan özel mülkiyet ve Kübalıların otelde kalması yasağına kadar onlarca uygulamaya son verildi. Kübalılara, ‘Mücadeleniz daha ne kadar sürecek?’ diye soruyoruz. Hallerinden memnun olduklarını söyleseler de daha fazla ‘tüketim’ istiyorlar: Cep telefonu ve modern araba gibi. Aklımıza rejim değişikliğine giden eski Doğu Bloku ülkelerinin vatandaşlarının geçiş döneminde yaşadığı sorunlar geliyor... Değişim, şüphesiz bir anlamda farklı özgürlükleri de beraberinde getiriyor. Belki Batı’nın sunduğu ‘özgürlük’ onlara teknolojinin son ürünü telefonları, otomobilleri, evleri, bilgisayarları ve daha başka tüketim olanaklarını sağlayacak. Ama onlardan da çok şey alacak belki de. Castro, 1953’te Batista’ya darbe girişiminden 16 yıl hapis cezasına çarptırıldığı mahkemedeki ünlü savunmasını, ‘Tarih beni aklayacaktır’ diye bitirmişti. Küba’da Castro sonrasında komünizm çökecek ve 50 yıl sonra Batista dönemine kaldığı noktadan devam mı edecek? Bunu da tarih gösterecek!


KÜBALI AYSEL GÜREL


Havana Sokakları’nda gezerken, ağzında purosu ve şişe dibi gözlüğüyle rahmetli Aysel Gürel’i hatırlatan bir Kübalı kadınla, sonu bir peso ile biten sıcak bir sohbet yaşıyoruz.


DEVRİM TARİHİNİN MÜZESİ


Havana’daki Devrim Müzesi, Fidel ve Che’nin 80 gerillayla Meksika’dan Küba’ya çıkarma yaptığı Granma yatından, kullandıkları telsiz ve silahlara, hatta yaralandıklarında üzerlerinde olan kanlı üniformalara ve balmumu heykellere kadar, Küba devriminin her anını yaşatıyor. Nikah şahidim Fidel’di KREDİ kartına taksitle Havana seyahatimizde, sadece bir tarihi dönemece tanıklık etmiyor, Küba gibi biz de hayatımızda yeni bir dönem açıyoruz. Türkiye’nin Havana Büyükelçiliği’nde Oyak Emeklilik Eğitim Sorumlusu Dr. Bilge Karadağ ile evleniyoruz. Nikahımızı bize çok yardımcı olan Havana Başkatibi Celal Doğan kıyıyor. Benim nikah şahidim Fidel... Ama soyadı Castro değil. Türkiye’nin Havana Büyükelçiliği’nde görevli ve harika bir İstanbul Türkçesi var. Bilge’nin nikah şahidi, tur rehberimiz sevgili Elif. Organizatörümüz Aykut Semerci de Büyükelçilik bahçesinde sürpriz bir parti hazırlamış. Sağolsunlar turdaki arkadaşlarımız da bizi yalnız bırakmadı. Adeta Küba’da Türk usulü düğün yaptık. Gelinin ayakakabısının altına 17 genç kızımız isim yazdı ama ayakkabı Küba yollarında paralanmasına rağmen hiçbirinin ismi silinmedi...


HEMİNGWAY BU BARDAN ÇIKMAZMIŞ


Ünlü yazar Ernest Hemingway ve eşi Mary Welsh Hemingway’in müdavimleri arasında olduğu La Bodeguita del Medio’da, Küba’nın en ünlü şarkılarını dinleyebilir, Küba mutfağının lezzetli yemeklerini tadabilirsiniz.


SANTA CLARA BASKINI VE MOZELESİ DE VAR


Che’nin Canta Clara’da yaptığı tren baskını, Batista Hükümeti’nin sonunu getirmiş. Trendeki ağır Amerikan silahları Havana’ya ulaşmayınca, Batista’nın ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan süreç başlamış. Devrimi tüm Latin Amerika’ya yaymak için bakanlıktan ayrılarak Bolivya’ya giden ancak burada CIA yardımıyla yakalanıp öldürülen Che’nin cenazesi 1967’de Canta Clara’ya getirilerek bizim Anıtkabir’i andıran dev bir anıta yerleştirildi; anıtın üstüne ‘Hasta la victoria siempre’ yazıldı.


HAVANA’DA 1 MAYIS KUTLAMASI


Beş kıtadan binlerce insanın da katıldığı 1 Mayıs kutlamasında, 2 milyon insan yürüyor ve tören adeta ABD’ye karşı tankların değil insanların geçit yaptığı bir meydan okumaya dönüşüyor.


STAR GAZETESİ / 18.05.2008

Hiç yorum yok: