13 Aralık 2008 Cumartesi

İnsan hakları insanlar için mi?

İnsan Hakları Bildirgesi altmışıncı yılını doldurdu. Ancak işlevselliği tartışmalara çok açık... Haklar evrensel ama adalet her yerde aynı değil. Magna Carta ile temeli atılan, Fransız İhtilali’yle sıfatlandırılan ve İnsan Hakları Bildirgesi’yle resmileşen haklar tarih boyunca farklı çıkarlara hizmet etti.








Deniz Ülkütekin


Elenaor Roosvelt, İnsan Hakları Bildirgesi’ni “tüm insanlık için Magna Carta” olarak tanımlamıştı. Ancak günümüzde bireysel adalet kavramı ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterirken insan haklarının ne kadar işlevsel olduğu büyük bir soru işareti. Ancak iş devletler arası bürokrasiye ve taraf olmaya gelince İnsan Hakları Bildirgesi önemli bir koz haline gelebiliyor. Bu konuyu daha iyi incelemek için bildirgenin ilan edilip ülkelerin onayına sunulduğu 1948 tarihinde dünyadaki duruma bakmak gerekiyor.


İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın ağır bir yenilgi alması, Sovyetler’in Berlin’e kadar girmesi, İngiltere ve ABD’yi endişelendiren gelişmelerdi. Savaş sonrası oluşacak yeni dünya düzeninde lider ülke olmak isteyen ABD ve İngiltere için demir perdenin batıya ilerleyişi büyük bir tehdit olarak görülüyordu. Yahudiler Filistin topraklarına yerleştirilip İsrail devleti kurulmasına karşın Ortadoğu’daki karışıklıkların ve üç dinin Kudüs’e ulaşma isteğinin yarattığı gerginliğin süper güçlerin lehine çevrilmesi de gerekiyordu.


Peki burada son derece masum görünen İnsan Hakları Bildirgesi’nin rolü ne olacaktı? Bildirgenin üçüncü maddesine göre; “Yaşamak özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.” Bu madde dahilinde Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler taraf olma hakkı kazanıyordu. Haklarını kendi başlarına koruyamayacak toplumlara yardımcı olmak ve dünyanın belli noktalarındaki karışıklıklara müdahale etmek de meşru hale geliyordu. 21 yüzyılda ABD’nin Irak’ı işgal ederken “özgürlük ve demokrasi için geliyoruz” kalkanının arkasına saklanması inandırıcı olmayabilir, ama 1948’de meşru olan İsrail, işgalci olan Filistin’di ya da Sovyetler’in ilerleyişi bildirgeyle birlikte Alman topluluğunun güvenliğini tehdit eden bir gelişme haline gelmişti. Bu durumda Birleşmiş Milletler müdahil olma hakkını kazanıyordu. Noam Chomsky ise 1998’de Balkanlar’daki iç savaş sırasında NATO’nun müdahale politikasını eleştirirken “İnsan Hakları Bildirgesi onlara bu yetkiyi veriyor” ifadesini kullanmıştı.


Temelini Magna Carta ve Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan değerlere, aydınlanma çağının yarattığı açılımlarla birlikte insanlığın bireysel gelişmesine dayandıran bildirge, sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan sosyal yapılanmalara da göndermeler içeriyordu. Buna göre sendikalaşma ve barışçıl olmak kaydıyla örgütlenme her insan için temel haktı. Ortaçağ’daki Avrupa’daki cadı avı sırasında yeraltına inen büyük sermaye sahibi örgütler için bu haklar bulunmaz bir nimet gibi görülebilir. Masonların, Ortaçağ’da Avrupa’ya bankacılık sistemini getiren ve birçok kralın kendilerine yüklü miktarda borçlu olduğu tapınak şövalyelerinin devamı olduğu birçok kaynakta iddia ediliyor.



İngiliz tarihçi Michael Howard’a göre Tapınak Şövalyeleri İnsan Hakları Bildirgesi’ne de referans olan Magna Carta’da ve Fransız İhtilali’nde önemli rol oynamışlardı. Tarihin akışını değiştiren Fransız aydınlanmacıları ve hatta sosyalist bir devrimi amaçlayan Berlin İllumunatisi de bu organizasyonun kolları arasındaydı. Birinci Dünya Savaşı sonunda Avrupa’da yükselen milliyetçilik akımları sonrası birçok faaliyeti durdurulan Masonlar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yürürlüğe konulan İnsan Hakları Bildirisi sayesinde faaliyetlerini daha rahat yürütme imkânı buluyordu. İlginç olan ise İnsan Hakları Bildirgesi’nde Masonluğa ait semboller bulunmasıydı.



İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan dünya düzeninde Birleşmiş Milletler, NATO gibi organizasyonların rolü tartışılmaz. Evrensel vurgusu yapılan İnsan Hakları Bildirgesi de aslında bu organizasyonların başını çeken ülkelerin hazırladığı bir metin. Bu noktada belki şu soruları sorabiliriz: Bu ülkeler başkalarının haklarını belirleyecek gücü nasıl buluyorlar ya da temel hakların dayatma yoluyla belirlenmesi ne kadar doğru? Elbette tüm dünya üzerindeki insanların temel ortak paydalarda buluşmasına kimsenin itirazı olamaz. Ancak böylesine ayrıntılı açıklanmış hakların, dünya üzerindeki farklı toplumlar ve kültürler için yorumlanması sorunları da beraberinde getiriyor. Adalet karşısında haksızlığa uğradığını düşünenler insan haklarına başvuruyor. Peki, 60 yılını dolduran bildirge ne kadar yanlarında?





Cumhuriyet Pazar Dergi

Hiç yorum yok: