18 Kasım 2007 Pazar

BU YÜREK SUSMAYACAK, BU YÜREK DURMAYACAK...



...Görevi başındayken gözaltına alındı, ölü bulundu. Adı Metin Göktepe' ydi, gazeteciydi... Eyüp Spor Salonu, cinayet mahalliydi, katilleri polis. Ailesi ve meslektaşları davanın peşini bırakmadı, sorumlular yargılandı. Genç gazeteciler, o günlerde "Hepimiz birer Metiniz" diye yürüyorlardı... Aradan on yıl geçti, yine gazeteciler öldürüldü, ama onun ölümü, şiddeti görünür kılmıştı.
Yazı: (ALPER TURGUT)



Metin'in kafasında bir darp var
Polis karakolundan morga kadar
Mosmor
Bir darbe var yüreğimizde beynimizde
Soruyor bir işaret fişeği
Biz üzülerek mi yaşayacağız hâlâ...
Can Yücel


Gazeteci Metin Göktepe'nin gözaltına alınıp dövülerek katledilişinin üzerinden tam 10 yıl geçti. Daha 28 yaşındaydı öldüğünde... Gençti. Katilleri, onun hayatını, mesleğini, düş, hayal ve umutlarını çalarken gözlerini bile kırpmadılar. Bu, çok uzak bir anı değil. Yaralar kolay kabuk bağlamasa da bazen, sevdiklerine, sevenlerine, ailesine, meslektaşlarına mücadele etmek ve Metin olmak kaldı.


Faili meçhul cinayetlerin, gözaltında kayıpların, yargılı yargısız infazların birbirini izlediği, muhaliflere göz açtırılmadığı, genç kanlarının akıtıldığı, korkunç bir bilançoyla girilmişti 1996'ya. Daha ilk günlerden bu şiddetin devamının geleceği belliydi, önce Ümraniye Cezaevi'ne dört tutuklu ve hükümlünün öldüğü, 40'ının yaralandığı bir baskın düzenlendi, ardından Sabancı Kuleleri'nde, üç kişinin yaşamını yitirdiği suikast gerçekleşti, silahlı Çeçenlerin kaçırdığı Avrasya Feribotu, İstanbul'a doğru hareket etmişti. Gazetecilerin bırakın dinlenmeyi, soluk almaya dahi ayıracak zamanları yoktu. Sokaklarda, alanlarda, her türlü toplumsal olayda şiddet onlara da yönelmişti ve tehdidin, hakaretin, saldırının ve gözaltının sıradanlaştığı bir ortamda, tahmin bile edemeyecekleri, farklı bir acıyla yüzleşeceklerdi.


EYÜP KAPALI "ÖLÜM" SALONU


8 Ocak 1996, Pazartesi. Ümraniye Cezaevi'ndeki operasyonda ölen tutuklulardan ikisi, Alibeyköy Mezarlığı'nda toprağa verilecekti. Polis, sabahın erken saatlerinden itibaren mezarlıkta etten duvar ördü ve yukarıdan gelen bir emirle, tutuklu yakını, öğrenci, avukat, cenaze törenine katılmak isteyen her kimse, gözaltına almaya başladı. Sıra gazetecilere geldi. Önce sarı basın kartı olmayanların görev yapmasına izin verilmedi, sonra kendilerince muhalif gazete ve dergilerin muhabirleri keyfi bir şekilde tek tek gözaltına alındı. Evrensel muhabiri Metin Göktepe de gözaltına alınanlar arasındaydı. Cenazeleri gömme işlemini de üstlenen güvenlik güçleri, bini aşkın insanı (1052), hukuk dışı bir tutumla, emniyet müdürlüğüne veya karakollara sevk etmek yerine, spor salonuna doldurdu. Şili Cuntası'nın işkencehaneye çevirdiği Santiago Ulusal Stadı'nın küçük ölçekte bir benzeri Eyüp Kapalı Spor Salonu'nda yaratıldı.
Dayak faslı gözaltına alınanların spor salonuna taşındığı belediye otobüslerinde başlamıştı. Tanıklar, yere yatırılan ve tekmelenenler arasında görmüşlerdi Metin'i. Polis şefleri, kadınlara "O... bu taraftan", erkeklere ise "P... bu taraftan" diyerek, iki farklı noktadan salona soktular, gözaltına alınanları. İşkence, spor salonunda ağırlaşarak sürdü, tribünler, saha, tuvaletler ve salonun altındaki koridor, canhıraş çığlıklarla inledi.


Metin Göktepe, "işte bu gazeteci, buna özel muamele" diyenler tarafından çepeçevre sarıldı. Çok sayıda polis, coplarla ve üzerinde "Haydar" yazılı kazma sapına benzer sopalarla dövdüler Metin'i. Cansız bedeni spor salonunun yakınlarındaki bir çay bahçesine atıldı, ölüm nedeni "Kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve doku içi kanama"ydı.


BU YÜREK SUSMAYACAK...


Metin, Sıvas'ın Gürün ilçesine bağlı Çipil köyünde 10 Nisan 1968 günü doğmuştu. Köyde geçen çocukluğun ardından 12 Eylül darbesine bir yıl kala o henüz 11 yaşında iken İstanbul'a taşındılar. Tam sekiz kardeştiler. Metin, sondan ikinciydi. 1989'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü'ne girdi, öldürüldüğünde hâlâ bu okulun öğrencisiydi. Dört yıllık gazeteciydi, ufak tefekti, dost canlısıydı, bağlama çalardı ve çokça gülerdi.


Genç bir gazetecinin gözaltında öldürüldüğü haberi kamuoyunda bir bomba etkisi yarattı. Şimdi devletten bir yanıt bekleniyordu, dilleri karıştı, içişleri bakanı ölüm nedeni olarak "duvardan", olaya bakan savcı ise "sandalyeden düşmüş" dedi. İki açıklama da hem gerçek dışıydı, hem inandırıcılıktan uzaktı. Metin'in öldürülmesiyle en çok canı yanan elbetteki annesi Fadime Göktepe'ydi. Acısını da beraberinde taşıyıp sorumluların cezalandırılması istemiyle yıllarca sürecek mücadelenin simgesi oldu. Şöyle diyordu: "Evde oturmak çözüm değil. Ben eylemlere gitmeseydim, bağırmasaydım, sokağa çıkmasaydım ne olurdu? Ağlardım. Ağla ağla biter mi bela? Mücadele edecek, bağıracaksın. Hem de kararlı olacaksın. Kadınların görevi çok... Bana ne demekle olmaz!"


Metin'in meslektaşları ise Adli Tıp Kurumu girişinde ve İstanbul Adliyesi'nde toplanarak sessiz kalmayacaklarını vurguladılar ve sorumluların cezalandırılmasını istediler. Çağdaş Gazeteciler Derneği üyeleri, Başbakanlık önünde gösteri yapıp kalemlerini kırdılar. Basın örgütleri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı'nda gazeteci öldürülen bir ülkede, kutlamaların herhangi bir anlamı olmadığını açıkladılar. Evrensel'in kırmızı logosu siyah çıktı ve gazetedeki topyekun tüm haberlere Metin Göktepe imzası atıldı. 11 Ocak günü Göktepe, meslektaşlarının da aralarında bulunduğu binlerce kişi tarafından ve sekiz saatlik bir yürüyüşün ardından, sloganlar, marşlar ve karanfiller eşliğinde Esenler'de toprağa verildi.


Metin Göktepe davası, yıllarca İstanbul, Aydın, Afyon, Ankara arasında mekik dokudu. Gazeteciler, dava nereye taşınırsa taşınsın "İnadına hepimiz birer Metin'iz" sloganıyla oradaydılar. 48 kamu görevlisine açılan dava 6 polisin nispeten az cezalara çarptırılmasıyla sona erdi ve "mahkûmiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" olarak tarihte yerini aldı. Göktepe'nin ailesinin, İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davasında da, devlet anne Göktepe'ye 500 milyon lira maddi, tüm Göktepe ailesine toplam 8.5 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkûm oldu. Ailenin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvuru ise halen sonuçlanmadı.


CUMHURİYET PAZAR DERGİ

Hiç yorum yok: