20 Aralık 2007 Perşembe

"Sessizliğe karşı çıkan" gazeteci





Alper Turgut; tecride karşı içeride ve dışarıda ölüme yatan insanların öykülerini anlatıyor

İPEK YEZDANİ

Polis-adliye muhabirleri ve toplumsal olayları takip eden gazeteciler de tıpkı diğer gazeteciler gibi aslında tarihi olaylara; akışları içerisinde tanıklık ederler, ancak onların diğerlerinden farkı, bireysel veya toplumsal dramlara diğerlerinden daha yakın olmaları, insan hikâyelerini onları içselleştirecek denli yakından izlemeleridir. İşte onlardan biri; gazeteciliğe 15 yıl önce Milliyet'te başlayan ve Cumhuriyet'te devam eden yılların deneyimli polis-adliye muhabiri Alper Turgut, Türkiye'de F tipi cezaevlerindeki tecridi ve bu tecride karşı 7 yıldır süren ölüm orucu eylemlerini; "Sessizliğe Karşı" adlı ilk kitabında anlatıyor.

Dünyadaki bilinen en uzun açlık grevi eylemi olan "ölüm oruçlarını", devletin kendi cezaevlerine düzenlediği ve onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan "operasyonları" ve tecridin yıktığı hayatları; Türk basınında en yakından takip eden gazetecilerden biri olan Alper Turgut, bu kitabı beş yıl önce ölüm orucu eylemlerini izlerken yazmaya karar vermiş. Kitaba başlama hikâyesini "Tutuklu ve hükümlü ailelerinin gözyaşları, inadına suskun toplum ve gözler önünde eriyen bedenler nedeniyle ölüm orucu eylemine dair bir kitap yazmaya karar verdim" diye anlatan Turgut, onu bu kitabı yazmaya iten dürtüyü de "Tecrit konusunda kitap yazmak zorlu bir görevin yerine getirilmesi, sansür duvarını yıkabilmek için çırpınan acılı ailelere karşı bir vicdan borcuydu" diye tanımlıyor.

Gerçek olaylara dayanıyor

Turgut, gerçek olaylara ve yaşanmışlıklara dayanan "Sessizliğe Karşı"da; tecride karşı içeride ve dışarıda ölüme yatan insanların öykülerine dair çarpıcı bazı bilgileri şöyle aktarıyor:
"122 insanı aramızdan alan 600’ü aşkın sakata yol açan tecrit karşıtı eylem tamı tamına 2285 güne yayılmıştı. Bu, milyonlarca cana mal olan 2. Dünya Savaşı’ndan daha uzun bir süreye denk geliyor. Direniş başlarken doğanlar bugün ilkokul öğrencisi... Düşünün! Gazeteci Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast açlık grevinin ilk günlerinde henüz 10 yaşında masum bir çocuktu. The New York Times, açlığın birinci yıldönümünde 'modern tarihin en uzun eylemi’ notunu düşmüştü. 1984'te Aysel Zehir'le başlayan Wernicke Korsakoff Sendromu'na (WKS) yakalananların sayısının ise bugün bin kişiyi aşacağını tahmin bile edemezdim."
Turgut'un kitabında, asla var olmayan bir Latin Amerika ülkesinde yaşayan Ramon ve Dolores’in, ölmeden önce "Onların ekmeğini yiyemezdim" diyen bir çocuk annesi Sevgi Erdoğan ve eylemde iki yavrusunu yitiren Ahmet Kulaksız’ın gerçek öyküleriyle kesişen kurgusal hikâyesine de yer veriliyor.

Kitaba sondan başlayın

Turgut, kitabı sonundan, yani "cezaevi tarihçesi" bölümünden başlayarak okumamızı tavsiye ediyor. Zira "sonsöz" yerine yazığı "tarihçe"de, dünya ve Türkiye cezaevlerini anlatan binlerce belgeyi inceleyip özetlemiş. "Sonsöz"de; Türkiye'deki cezaevlerindeki çeteler, operasyonlar ve işgallerden, yani Türkiye'nin cezaevi gerçeğinden bahsederken, aynı zamanda Irak'taki "Kaynayan Kazan" olarak anılan "Ebu Garib Cezaevi"nden ve dünyadaki diğer benzeri cezaevlerinden de örnekler veriyor.

Alper Turgut'un yazımı iki yıl süren kitabı matbaaya gittikten sonra; Avukat Behiç Aşçı'nın cezaevlerindeki tecrite karşı başlattığı ölüm orucu eyleminden somut sonuçlar elde edilmesiyle birlikte 22 Ocak 2007 günü ölüm orucuna ara verildi. Turgut, kitabına "son anda" müdahale etmesine neden olan bu süreci ise şöyle anlatıyor:
"Vicdanları tekrar ayaklandıran Avukat Behiç Aşçı, hayatını ortaya koyarak 'Sessizliğe Karşı' çıktı. Onun 'İnsanlık asla kaybetmez' çığlığı yüreklerde yerini buldu. Baroların önerisi '3 Kapı 3 Kilit' ete kemiğe büründü ve artık tecridin kaldırılması için somut adımlar beklenir oldu. Ben de son anda baskıdaki kitaba müdahale edebildim. Zor da olsa uğurlu geldiğine inandığım ‘Sessizliğe Karşı’yı güncelleyebildim."

Hiç yorum yok: