güler zere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güler zere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2009 Cuma

Güler Zere serbest bırakıldı





Cezasının sürekli hastalık nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kaldırılması üzerine kanser hastası devrimci tutsak Güler Zere serbest bırakıldı. Avukatı Taylan Tanay, annesi, babası, arkadaşları, yakınları ve tüm sevenleri Balcalı önünde bekledi Güler'i.

Güler, önce Adana Tabip Odası üyesi bir grup doktor tarafından muayene edildi. Doktorlar yoğun enfeksiyon riski bulunduğunu belirtiler. Muayenenin ardından tekerlekli sandalyeyle Güler dışarı çıkarıldı.

Kapıdan tüm sevenlerine el sallayan Güler'e kapıda çiçekler verildi. Alkış ve sloganlar eşliğinde kendisini bekleyen ambulansa bindirilerek özel bir hasteneye götürüldü.

Geceyi Adana'da hastanede geçirecek olan Güler Zere yarın İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne götürüleceği bildirildi.

4 Kasım 2009 Çarşamba

POLİTİK TUTSAK GÜLER ZERE’NİN KANSER HİKÂYESİ





Prometheus’u herkes bilir, tanrılardan (aslen Titan’dır) iyi, yürekli, akıllı ve duygulu olanıdır. O, bencilliklerinden ve despotluklarından ötürü özellikle Zeus‘a kızgındır. Prometheus, tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış, temiz yürekli insanlar yaratmış ve onlara ateşi (siz yaratıcılık, bilim, uygarlık diye anlayın) vererek, düzeni değiştirmeyi başarmıştır. Bu nedenle zalim Zeus tarafından zincire vurulmuş ve zincire vurulmuş Prometheus adı ile anılmıştır. Baş tanrı Zeus’un öfke ve hiddeti büyüktür, görevlendirdiği bir kartal, sürekli olarak, her gün Prometheus’un yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Ve o, Herakles (Herkül) tarafından kurtarıldığı halde, “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yok” der…


Güler Zere’nin babası Haydar Zere, 117 gündür kızının bulunduğu kör hücrenin elli metre ilerisinde bekliyor ve onun hak etmiş olduğu özgürlüğünün verilmesini istiyor. Her gün yeni bir umutla beklerken ve hastane önüne her gelişinde bu günün son olmasını dilerken, kızı Güler/Güler’imizin vücudu kanser hücreleri tarafından kuşatılıyor. Haydar Zere, ‘ben böyle işkence görmedim’ diyor, gün gün kızının öldüğünü bilmek, biraz ötedeki hücrenin içindeki kızını görememek, onun yenilenen ve dinmeyen acıyı hissetmek… Ne denir ki buna, ne desek eksik kalacak.



Güler Zere’nin hastalığı, bir diş ağrısıyla başlıyor. Sıradan bir diş ağrısı olduğunu düşünüp, hapishanedeki doktora gidiyor, doktor da kendisine ağrı kesici ve antibiyotik ilaçlar veriyor. Bu ilaçlar hiçbir işe yaramadığı gibi ağzındaki apse büyüyor da büyüyor… Neyse ki hapishane doktoru insafa geliyor ve kendisini Elbistan Devlet Hastanesi’ne sevk ediyor. Oradaki doktor, “vakit kaybetmeden tam teşekküllü bir hastaneye gönderin“ diyor. Acil olarak gittiği Adana Balcalı Hastanesi diş hekimliği polikliniğindeki doktor, “bunlar genelde iyi huylu tümör çıkıyorlar. Sen şimdi git, iki ay sonraya randevu veriyorum, o zaman biyopsi alırız” diyor. Güler’in “ama yemek yiyemiyorum acı çekiyorum” şeklindeki itirazı, “çok sıra var” cevabıyla reddediliyor. O, giderek şişen yüzüyle Elbistan Hapishanesi’ne geri götürülüyor. Tam iki ay sonra Balcalı Hastanesi’ne tekrar geldiğinde ağız bölgesinden biyopsi örneği alınıyor ve kısa bir süre içinde, kötü huylu tümör olduğu anlaşılıyor.



İlk kez 23 Şubat tarihinde bıçak altına yattı Güler… Sonrasını herkes biliyor. Önce ağzının iç kısmı, sonra damak bölgesi, en sonunda da boynunun sağ tarafı alındı. Doktorları kanserin agresif bir hızla ilerlediğini aktardılar… Şimdi o kötü huylu hastalık, dur durak bilmez tümörler akciğer bölgesine yayılmış durumda. Nasıl ilerleyeceği bilinmeyen tümörler her gün yeni bir yere sıçrayabilirler.
Güler’i iyileştirme şansımızı denemek ve özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için 12 Mart tarihinde Adana Savcılığına başvuruda bulunduk. O zamanlar onu iyileştirmenin yollarını arıyorduk. Hangi hastanenin daha iyi olacağını araştırıyorduk. Moralini ve gücünü nasıl yerinde tutacağımızı düşünüyorduk. O güçlüydü, biliyorduk. Arkadaşları da, “O, bu hastalığı yenecek” demişlerdi. Ancak onu iyileştirme şansını bize vermediler. O günden buyana dışarıda olan bizler, doğanın üç mevsimine tanıklık ettik. Ağaçtaki çiçeklerin açılmasını, çiçeklerin meyveye dönüşmelerini ve meyvelerin çürüyüşünü gördük. Peki, ya Güler’in bir başka mevsimi görme şansı olacak mı?



Bitmeyen ya da bitirilmek istenmeyen prosedürler, kabul edilmeyen raporlar, tamamlanmayan raporlar ile Güler’in özgürlüğü çalınmış durumda. Üniversitede kurulu bulunan Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 22 Haziran ve 2 Temmuz 2009 tarihli “Güler Zere’nin termal dönemde olduğu ve serbest bırakılması gerektiği” söylenen raporlar kanuni engel olmadığı halde ciddiye alınmadı, kabul edilmedi.
217 gündür Balcalı Hastanesi’nin bahçesinde bekleyen Haydar Zere “kızımı sağ alacağıma inanmıyorum, her gün yeni raporlar istiyorlar, bir çuval dolusu rapor oldu” diyor. Güler, hapishanenin ihmali nedeniyle, kanser hastalığına yakalandı. Devletin prosedür çarkları ise onu ölüm yolculuğuna çıkardı. Yavaş yavaş Güler’in ölümünü izliyoruz.


İşkence bir kişinin insan onuruyla bağdaşmayan, fiziksel ve ruhsal olarak acı ve ıstırap çekmesine, algılama ya da irade yeteneğinin etkilenmesine yol açan davranış, uygulama olarak tanımlanır. İşkence sadece kişiye yönelik yapılmaz, kimi vakit bütün bir toplumun iradesi ve onurunu da yok etmeyi amaçlar. Şimdi Güler Zere’ye işkence yaparak öldürüyorlar dersek çok mu ağır olur? Haydar Zere’ye gözlerimiz önünde her gün işkence yapılmıyor mu? Onlarca ilde eylem yapan, Güler Zere’yi serbest bırakın diye haykıran insanlara, demokratik, sendikal kitle örgütlerine, toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerine işkence yapılmıyor mu?


O halde daha da güçlü bir sesle işkence yapmaktan ve katletmekten vazgeçin demeliyiz.


Perşembe günü Adli Tıp Kurumu önündeyiz.


GÜLER ZERE’yi istediğimizi haykırmak için oradayız…


Avukat Oya ASLAN

27 Ekim 2009 Salı

BU ACİL BİR ÇAĞRIDIR




GÜLER ZERE’nin serbest bırakılması için seslerimizi yükseltelim

GÜLER ZERE kendisini kuşatan kanserin yeniden yayılması üzerine 12 Ekim günü üçüncü kez bıçak altına yatmıştı. 13 Ekim tarihli son durumu bildiren raporlarını inceleyen TTB Kanser Danışma Kurulu, önceki gün (26.10.2009) GÜLER ZERE’nin geriye dönülmez bir sürecin içinde bulunduğunu vurgulayarak, bir an önce “Vedalaşma ve Huzur hakkı” verilmesi gerektiği açıkladı.


Evet, geçen 15 günlük sürede ZERE’nin durumu hızlı bir şekilde kötüleşmektedir. Doktorlarının verdiği bilgiye göre; enşur dediğimiz destekleyici vitamini de alamıyor, ağızdan beslenemiyor. Ağızdan yiyecek verildiğinde ise kusuyor. Serumla beslenmeye çalışılıyor. Sonuçta bu beslenme de ishale neden oluyor. Doktorları yarından itibaren GÜLER ZERE’ye kan verileceğini aktardılar. Öte yandan kan değerleri gittikçe düştüğü için kemoterapi tedavisine de yakın zamanda başlanamayacak. Sağlık durumunu gittikçe ağırlaşması bir yana jandarma personeli de sudan bahanelerle refakatçilerinin GÜLER’in yanında bulunmasını engellemeye çalışmaktalar.

GÜLER ZERE’nin sinirleri yaşadığı acılardan dolayı zayıflamış durumda, refakatçiler ile ilgili sorunlar, güçlendirmemiz gereken moralinin haliyle düşmesine neden oluyor.

Adli Tıp Genel Kurulu’na trajik durumu anlatan raporları vermemize rağmen, kurul üyeleri, vücudun radyoterapi tedavisine yanıt verip vermediğini gösteren PED raporlarının sunulmasından sonra kararlarını açıklayacaklarını belirtti. PED raporu ise GÜLER ZERE’nin yeni ameliyat olması nedeniyle iki ay ötelenmiş durumda. Adli Tıp Genel Kurulu tarafından incelenen dosya, GÜLER ZERE’nin yaşama ihtimalini yükseltmek amacıyla yapılmış bir başvuru idi. Oysa Adli Tıp Kurumu karar vermek için adeta GÜLER ZERE’nin yaşama ihtimalinin azalmasını bekliyor.


Bunun yanında Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, GÜLER ZERE’nin durumunu Cumhurbaşkanı affı yönünden incelemektedir. Tüm evrakların tamam olduğu söylendiği halde dosya bir türlü sonuca bağlanamamıştır.

05 Temmuz 2009 tarihinden bu yana Adli Tıp Kurumu’ndan karar bekler durumdayız. Bir mevsimdir bekliyoruz. Önceleri onu yaşatabilme ihtimalimizi yükseltmek istiyorduk şimdi ise iyileştirme şansımız yoksa da ona huzur ve sevdiklerinin ilgisini hissedebileceği son bir ortam sunmak istiyoruz.

Kalan az zamanımızın tüm olanaklarını kullanalım.

Sesimize ortak olun, onu zulmün elinden alalım.

Avukat Oya Aslan

11 Eylül 2009 Cuma

GÜLER ZERE’Yİ İSTİYORUZ


Yine aynı hikayeyi dinleyeceğiz. Kördüğüm mü?.. ha oldu ha olacak, özgür kaldı kalacak girdapları arasında boğulmamız bekleniyor. Ben ve hepimiz biliriz katliamlar göz göre göre yapılır. Ölümler yüksek sesle gelir. İstanbul’da her Cuma günü istiklal caddesindeki eylemler, Balcalı Hastanesi, Adli Tıp Kurumu önündeki çadır, onlarca ilde yapılan açıklamalar çıplak bir gerçeği dilegetiriyor, haklı bir talebi haykırıyor. “Hasta tutukluları serbest bırakın, Güler ZERE’yi serbest bırakın.... Katletmeyin… Katletmeyiiiinnn….


Güler ZERE serbest bırakılsın diye aylardır hastaneden, uzmanlardan, Adli Tıp Kurumundan raporlar bekliyoruz. Artık kaçıncı olduğunu sayamadığımız raporlardan külliyat oluştu. “Son durumunu gösteren” kaçıncı raporu gelecek bilemiyoruz. Önce Anabilim Dalı Başkanlığının raporunu bekledik, Başkanlıktan gelen rapor “ağır hasta, yaşama risk altında olan bu kadını” bir an önce bırakın diyordu, dedi de ne oldu? Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının yetkili olmadığını anladılar bir anda. Üniversitede Kurulu Adli Tıp Anabilim Dallarınn resmi bilirkişi olmadığını, Resmi bilirkişinin Adli Tıp Kurumu olduğunu söylediler ve ATK’dan rapor alacağız dediler. Dosya Adli Tıp Kurumuna gitti, bu defa saf duygularla 3. İhtisas Kurulu’nun raporunu bekledik, Güler’in durumu karşısında hukuka, ahlaka, vicdana aykırı kararlar verileceğine ihtimal vermeden serbest bırakılması kararının çıkmasını bekledik. İnsanca bir yaşamı savunanlara düşman, O kadının başkanlık yaptığı İhtisas Kurulu, Hapishanede değil, ama hastanede infazı tamamlansın diye karar verdi.


O mahkûm koğuşunun ise hapishane koğuşlarından daha karanlık, daha havasız olduğunu bilmedikleri saflığına kapılmamızı istediler. Hastanede infazının tamamlanması kararı lütufmuş gibi sunuldu.... Zaten tedavi ediliyormuş.... "Neden serbest kalmasını istediğimizi" anlamayanlar vardı. Aynı durumda olan başka hasta tutukluların infazının ertelemesi talebinde bulunmamaları güzel hizmetlerinin örneği olarak sunuldu. Oysa bu sözler AKP’nin diktiği insan hakları savunucusu gömleğini giyinmiş Zafer ÜSKÜL’ün dilinden dökülürken İsmet Ablak’ı hünüz kaybetmiştik.
Daha önceki kararları ile açıkca kötü niyetli olduğu anlaşılan 3. İhtisas Kurulunun akıldışı kararına itiraz edildi, bu defa dosya Adli Tıp Genel Kuruluna geldi ve öylece bekledi…bekledik…Dosya ve biz Genel Kurul’un toplantı gününü bekledik.


Tüm tepkilere rağmen dosya hiç incelenmemişti, ilk kez Genel Kurul toplantısında incelenecekti. Onlarca kurumun, binlerce insanın yükselen sesi, Adli Tıp Kurumu önünde geceli gündüzlü özgürlük nöbetinde bekleyen yüreklerin tek derdi Adli Tıp Kurumun hızlı bir biçimde ve tıp etiğine, vicdana uygun karar vermelerini istemekti. Dosya, Adli Tıp Kurumuna geldiği 5 Temmuz 2009 tarihinden sonra ilk kez 27 Ağustos 2009 tarihinde uzmanlarca incelendi ve yapılan inceleme sonucunda bazı evrakların eksik olduğu anlaşıldı. Genel Kurul Balcalı Hastanesinde düzenlenecek raporların gelmesinden sonra kararını verecekmiş. 3 Eylül tarihinde bazı raporlar geldi ancak bu raporların da doğru raporlar olmadığı, eksik olduğu gerekçesiyle 10 Eylül 2009 tarihindeki toplantıda da bir karar verilmedi.


Güler ZERE daha da kötüleşirken Adli Tıp Genel kurumunun eksik bulduğu belgeler nedeniyle o havasız, katı hücrenin içerisinde özgürlüğünü bekliyor. İsmet ABLAK, Yılmaz KESKİN’in hikâyesine mi benzeyecek Güler’in hikayesi, ölüme ramak kala mı serbest bırakacaksınız.


Güler’in dosyası yetmiş gündür Adli Tıp Kurumunun elinde, bir türlü tamamlanamayan raporlar nedeniyle karar verilememiş durumda. Resmi bilirkişi olarak kabul etmedikleri Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı raporunu 5 günde hazırlamış ve Güler Zere’nin tedavisinin başarıya ulaşması için derhal serbest bırakılmasını istemişti. O günden bu yana 70 günü geride bıraktık. Serbest bırakılmasın diyemeyenler geçen günlerden, gelmeyen raporlardan medet umuyor.
Herşeye rağmen Güler o kör hücreden sesleniyor bize “İster yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!"

Yüzlerce sesin acil uyarı sinyalini duymayanlar, ölüm yolculuğuna çıkmış gülen gözlü Güler’e uzanan ellerin önünde barikat kurabilecek mi ? binlerce kez haykırıyoruz…Hayır Hayır..
Güler ZERE’ye ÖZGÜRLÜK

Avukat Oya ASLAN

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Güler İçin Taksim'de 2.Hafta




HALKINSESİ TV - Bizlerin Gözü Önünde O'nu Öldürmenizi İzin Vermeyeceğiz!
7 Ağustos 2009, Cuma günü Güler Zere'ye özgürlük için Taksim Tramvay Durağı'ndan Galatasaray Lisesi'ne ikinci kez yürüyüş düzenlendi. "Kanser Hastası Güler Zere'ye Özgürlük, Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın" yazan bir pankartın açıldığı eylemde, Güler Zere'nin fotoğraflı dövizlerinin yanısıra "Yargı + Tecrit + Adli Tıp = Ölüm" yazan dövizler de taşındı. İki bin kişi yürüyüş sırasında "Güler Zere'ye Özgürlük, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur, İçerde Dışarda Hücreleri Parçala, Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz" sloganlarını attı. Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde harç zamları için burada eylem yapan Öğrenci Kollektifleri Güler Zere için yürüyen kalabalığı sloganlarla karşıladı.
Galatasaray Lisesi önünde bir konuşma yapan Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Av. Taylan Tanay, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül'ün Güler Zere'yi ziyaret ettikten sonra, hastanedeki mahkum koğuşu için "gayet temiz bir yerdi, orada tedavi yapılabilir" açıklaması üzerine durdu. "Biz o koğuşlardan 2000 yılından beri cenazeler kaldırıyoruz, daha üç hafta önce İsmet Ablak'ın cenazesi bir mahkum koğuşundan çıktı" diyen Tanay; "Zafer Üskül verdiği kararlarla AKP içinde ilerlemek istiyor olabilir. Ama bunu bizim tabutlarımıza basarak yapmasına izin vermeyeceğiz" dedi.
Eylemde Güler Zere'nin babası Haydar Zere de bir konuşma yaparak kızının tabutunu almak istemediğini söyledi. Zere, Üskül'ün açıklamasına cevap olarak mahkum koğuşları için "oralarda kimse tedavi olamaz" dedi. Daha sonra konuşan yazar Cezmi Ersöz; "Zorbaların, tiranların öyküleri yoktur. Bizim gibi ezilenlerin öyküleri ve hikayeleri vardır. Bizim görevimiz de bu öyküleri büyüterek dilden dile yaymaktır. Güler Zere bu durumdayken bizim evimiz yoktur. Serbest bırakılana kadar sizlerle hep birlikte yürüyeceğiz" dedi.
Daha sonra konuşan şair Ruhan Mavruk da "hapishanelerden tabutlar çıktıkça daha çoğalıyoruz, öfkemiz daha da bileniyor" dedi. Mavruk devamında devrimcilerin öfkesi büyüdükçe bunun devlet için çok kötü olacağını söyledi. Eyleme İtalya'dan Güler Zere'yi ziyaret etmek için gelen heyetten üç kişi de katılmıştı. Heyetten bir temsilci de konuşma yaparak; "Türkiye hapishanelerindeki durumun çok kötü olduğunu gördük. Umarım tecrite karşı vermiş olduğunuz bu mücadalenizde başarılı olursunuz" dedi.
Eylemi örgütleyen demokratik kitle örgütleri adına hazırlanan basın açıklamasını TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşcı okudu. "Güler Zere, tüm dünyanın gözleri önünde ve hepimizin tanıklığında açıkça katledilmektedir" diyen Aşcı, Güler Zere'nin ağır sağlık sorunlarına rağmen serbest bırakılmamasının yaşamını kaybetmesine sebep olacağını ve bunun sorumlusunun da Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Adli Tıp Kurumu Başkanı, 3. İhtisas Kurulu, Elbistan Cumhuriyet Savcılığı ve Elbistan Hapishanesi görevlileri olacağını belirtti. Yapılan konuşmaların ardından sloganlarla eylem sona erdirildi.



6 Ağustos 2009 Perşembe

Güler Zere'ye özgürlük





Onu önce gülen fotoğrafıyla tanıdık, bakışları sıcacıktı sarıyordu bizi. Sonra erimiş bedeni kör bir hücrenin içinde yorgun bir halde gördük. Öyküsünü öğrendik, 14 yıl önce özgürlüğü elinden alınmıştı, şimdi yargı, Adli Tıp Kurumu, Adalet Bakanlığı, Cumhurbaşkanı bir olup canını almak istiyorlar. Kanser hastalığı nedeniyle yüzde seksen oranında özürlü olarak değerlendirilen Güler ZERE'ye hukukun kendisine tanımış olduğu özgürlüğü çok görüyorlar.


Özgürlüğünü istediğimiz Güler, bugün ağzında oluşan yaraları nedeniyle konuşamamakta, alt çene dişlerinin tümü alınmış durumda, o çok sevdiği uzun kara saçları avuç avuç dökülüyor, sadece damardan besleniyor ve bu nedenle damarları şişiyor ve gittikçe yatağa bağlanmaya başladı. Onu daha güçlü kılan şey ise gözlerimizin onunla buluşuyor olması. Tüm ağrılarına rağmen basını takip ediyor, günlük gazeteleri almaya devam ediyor. O, hapishanelerdeki hasta hükümlü ve tutuklularla tek bir beden olduğunu bildiğinden ölüme karşı mücadele ediyor.


Nur Bilgen ve ekibinin “Güler ZERE hastanede ölsün” dedikleri raporu açıklayalı 20 gün geçti. 20 gündür Adli Tıp Genel Kurulu'nun Güler'in sağlık dosyası üzerinden verecekleri kararı bekliyoruz. 2 gün içersinde verilebilecek rapor Adli Tıp Genel Kurulu’nun canı toplanmak ve karar vermek istediği zamanı bekliyor. Çukurova Üniversitesi'nin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan Elbistan savcılığınca istenen raporun kabul edilmemesi, Adli Tıp Kurumu uzmanlarının üniversitelerin “bilimsel, akademik veya idari üstleri” olmadığı halde Adli Tıp Kurumu’ndan ayrıca rapor istenmesi, bize Balzac'ın “kanunlar örümcek ağları gibidir, zayıfları ağa yakalanır, güçlülerse ağı delip geçer" sözlerini hatırlatıyor. Zayıf ve yalnız mıyız? Güler ZERE, “şarkıyı değil, şarkıcıyı kafese koyabilirsiniz” diyor. Büyüyoruz ve “şarkıcımızı da alacağız” diyoruz bizde O’na.


Voltaire dediği yerdeyiz “Özgürlük adaletten başka bir şey değildir.”

Toplumsal, siyasal, sendikal muhalefet Güler'i 10 m2 lik o kör hücreden almak için birleşti. Her Cuma Günü saat 19.30 da Taksim tramvay durağında buluşup “Güler ZERE'ye Özgürlük” diyoruz. Şimdi ayrımcılığın karanlık ve metruk vadisinde, adalet talebini haykırmanın, Güler ZERE'ye ve hasta tutsaklara Özgürlük demenin zamanıdır.

Herkesi Cuma günü 19.30 da yapılacak eyleme bekliyoruz..

Avukat Oya ASLAN

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Binler Güler'e Özgürlük İstedi





HALKINSESİ TV / İstanbul Taksim Tramvay Durağı'nda bir araya gelen binlerce kişi Güler Zere'ye ve bütün hasta tutuklu ve hükümlülere özgürlük talebini haykırdılar. "Kanser Hastası Güler Zere'ye Özgürlük Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın" yazılı bir pankartın açıldığı eylemde pankartın yanında üzerinde serbest bırakılması gereken hasta devrimci mahkumların isminin yazılı olduğu büyük boyda bir döviz taşındı. Tramvay Durağı'nda toplanan 3 bin kişi "Güler Zere'ye Özgürlük, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur, Katil Devlet Hesap Verecek, Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz" sloganlarıyla İstiklal Caddesi üzerinden Galatasaray Lisesi önüne kadar yürüdü.



Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün bir konuşma yaptı. Hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlülerin iki defa cezalandırıldıklarını söyleyen Görgün; devrimci mahkumların zaten hapishaneye konularak haksızlığa uğrarken, hapishanede de tecrite maruz kaldıklarını, hastalıklarının bile dikkate alınmadığını, tedavilerinin yapılmadığını söyledi.


Görgün'ün ardından Ufuk Uras söz alarak; Cumhurbaşkanı'nın "elimizde dosya yok" sözlerinin gerçek olmadığını, daha önce Erol Zavar başta olmak üzere hasta devrimci tutuklu ve hükümlülerle ilgili dosya hazırlayıp cumhurbaşkanlığına verdiklerini söyledi. Uras önümüzdeki hafta aynı dosyayı yeniden cumhurbaşkanlığına götüreceklerini ekledi. Uras, Adli Tıp Kurumu'nun sadece Pinochet Şilisi'nde ve bizde bu şekilde işlediğini belirterek bu kurumun yerine kitle örgütlerinin denetiminde yeni bir kurum olmadan mahkumların ölmeye devam edeceğini söyledi.


Uras'tan sonra şair Sennur Sezer "hem cennetimiz hem cehennemimiz olan ama bizim olan bu ülkede adalet istiyoruz" dedi. Eylemde son olarak eylemi örgütleyen devrimci kurumlar, demokratik kitle örgütleri ve partiler adına hazırlanan açıklamayı Av. Taylan Tanay okudu. Tanay; Güler Zere için Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından yaşamını ağır risk altında olduğu, cezaevi ve mahkum koğuşlarında sağlıklı olarak tedavisinin yapılmasının mümkün olmadığına dair rapor verildiğini hatırlattı. Hiçbir yasal zorunluluk olmamasına rağmen bu raporların yok sayılarak Güler Zere'nin Adli Tıp Kurumu'na sevk edildiği söylenen açıklamada "28 saatlik ölüm yolculuğundan sonra ancak 5 dakika süren bir kontrol sonrasında Adli Tıp İhtisas Kurulu Zere'nin infazının ertelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir" denildi. Açıklamada son olarak "Siyasal iktidarı uyarıyoruz. Hükümlülere ilişkin objektif kriterlerden yoksun ve taraflı hazırlanan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporları dikkate alınmamalıdır. Üniversite hastanelerinden alınan raporlar dikkate alınmalı" diyerek, "hasta olan tutuklu ve hükümlüler derhal sağlığına kavuşturulmalıdır" denildi.


19 Haziran 2009 Cuma

BU BİR ACİL HAYAT ÇAĞRISIDIR KAYITSIZ KALMAYIN





GÜLER ZERE SERBEST BIRAKILSIN



Tecrit/Tretman modelinin uygulandığı Türkiye hapishaneleri yeni bir ölümün eşiğinde. Türkiye, İnsan haklarının korunmasına ve tutuklu/hükümlülerin haklarına ilişkin uluslararası tüm sözleşmeleri imzalamış olmasına karşın hapishanelerinde hak ihlalleri ve ölümler sürüyor Bağımsız insan hakları örgütlerinin tespitlerine göre sadece 2000–2009 yılları arasında kapatma mekânlarında 306 kişinin öldüğü sistemin yeni hedefi 14 yıldır özgürlüğünden mahrum olan 37 yaşındaki politik kadın mahkum Güler Zere.


Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen hapis cezasının infazını çekmek üzere Elbistan Kapalı Hapishanesi'nde tutulduğu sırada Kanser hastalığına yakalanan Güler ZERE, gerek hastalığının geç teşhis edilmesi gerekse de teşhis edilen hastalığının tedavisinin “tedavi sırası” ve “mahkum koğuşunda yer bulunmaması” gerekçeleriyle başlatılmaması nedeniyle bugün ölümün kıyısına gelmiş durumda.
“Hükmedilen sürede özgürlükten yoksun bırakılmaktan ibaret” olan “cezaya içkin olan elem ve kederin etkisinin arttırılması açık bir kötü muamele olarak kabul edilmelidir. Keza kötü muamele için, bir tutukluya zarar vermek niyeti taşımak gerekmez; hizmet sunumunda “tümden yetersizlik ya da bir dizi bireysel olay” sonucu kayıtsızlık da aynı sonuca yol açabilir. Tedavi olanaklarının sağlanmasındaki başarısızlık/kayıtsızlık bu kapsamda değerlendirilmelidir. Nitekim tedavi süresi boyunca infaz idaresi tarafından sergilenen kayıtsızlık, sağlık tablosu açısından geri dönülemez bir noktaya gelinmesine neden olmuştur. Bu durumda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ nin 2. maddesi ile güvence altına alınan “yaşama hakkı” , 3. maddesi ile güvence altına alınan “işkence ve fena muamele yasağı”nın açık şekilde ihlal edildiği anlaşılmaktadır.


5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 16. maddesi uyarınca cezanın amacı dışında etki yaratabileceği anlaşılan hallerde infazın geri bırakılacağı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrası uyarınca tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıklar halinde cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazında hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bırakılacaktır. Güler ZERE’nin tutulduğu hastalığın türü, tedavi sürecinde yaşanılan olumsuzluklar birlikte değerlendirildiğinde durumun bu kapsamda değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu zorunluluğa karşın, bugüne kadar bu yönde yapılan başvurulardan herhangi bir sonuç elde edilememiştir.


Güler ZERE açık yasa hükümleri dikkate alınarak derhal serbest bırakılmalıdır. Aksi tutum ve uygulamanın yeni bir ölüme neden olacağı unutulmamalıdır. Kamuoyunu bu ölüme izin vermemeye çağırıyoruz.


HALKIN HUKUK BÜROSU

GÜLER ZERE ile dayanışma için Mektup: Çukurova Üniversitesi Balcalı Araştırma Hastanesi Mahkum Koğuşu/ADANA Ve Karataş Hapishanesi/ADANA
PROTESTO İÇİN
TC. Adalet BAKANLIĞI
06669 KIZILAY/ANKARA
TEL:90(312)417 77 70
FAKS:90(312)419 33 70