tecrit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tecrit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2009 Cuma

BU BİR ACİL HAYAT ÇAĞRISIDIR KAYITSIZ KALMAYIN





GÜLER ZERE SERBEST BIRAKILSIN



Tecrit/Tretman modelinin uygulandığı Türkiye hapishaneleri yeni bir ölümün eşiğinde. Türkiye, İnsan haklarının korunmasına ve tutuklu/hükümlülerin haklarına ilişkin uluslararası tüm sözleşmeleri imzalamış olmasına karşın hapishanelerinde hak ihlalleri ve ölümler sürüyor Bağımsız insan hakları örgütlerinin tespitlerine göre sadece 2000–2009 yılları arasında kapatma mekânlarında 306 kişinin öldüğü sistemin yeni hedefi 14 yıldır özgürlüğünden mahrum olan 37 yaşındaki politik kadın mahkum Güler Zere.


Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen hapis cezasının infazını çekmek üzere Elbistan Kapalı Hapishanesi'nde tutulduğu sırada Kanser hastalığına yakalanan Güler ZERE, gerek hastalığının geç teşhis edilmesi gerekse de teşhis edilen hastalığının tedavisinin “tedavi sırası” ve “mahkum koğuşunda yer bulunmaması” gerekçeleriyle başlatılmaması nedeniyle bugün ölümün kıyısına gelmiş durumda.
“Hükmedilen sürede özgürlükten yoksun bırakılmaktan ibaret” olan “cezaya içkin olan elem ve kederin etkisinin arttırılması açık bir kötü muamele olarak kabul edilmelidir. Keza kötü muamele için, bir tutukluya zarar vermek niyeti taşımak gerekmez; hizmet sunumunda “tümden yetersizlik ya da bir dizi bireysel olay” sonucu kayıtsızlık da aynı sonuca yol açabilir. Tedavi olanaklarının sağlanmasındaki başarısızlık/kayıtsızlık bu kapsamda değerlendirilmelidir. Nitekim tedavi süresi boyunca infaz idaresi tarafından sergilenen kayıtsızlık, sağlık tablosu açısından geri dönülemez bir noktaya gelinmesine neden olmuştur. Bu durumda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ nin 2. maddesi ile güvence altına alınan “yaşama hakkı” , 3. maddesi ile güvence altına alınan “işkence ve fena muamele yasağı”nın açık şekilde ihlal edildiği anlaşılmaktadır.


5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 16. maddesi uyarınca cezanın amacı dışında etki yaratabileceği anlaşılan hallerde infazın geri bırakılacağı düzenlenmiştir. Maddenin 2. fıkrası uyarınca tıbben tedavisine olanak bulunmayan veya tedavisi uzun sürebilecek bir takım hastalıklar halinde cezanın hastane mahkûm koğuşunda infazında hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa cezanın infazı geri bırakılacaktır. Güler ZERE’nin tutulduğu hastalığın türü, tedavi sürecinde yaşanılan olumsuzluklar birlikte değerlendirildiğinde durumun bu kapsamda değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu zorunluluğa karşın, bugüne kadar bu yönde yapılan başvurulardan herhangi bir sonuç elde edilememiştir.


Güler ZERE açık yasa hükümleri dikkate alınarak derhal serbest bırakılmalıdır. Aksi tutum ve uygulamanın yeni bir ölüme neden olacağı unutulmamalıdır. Kamuoyunu bu ölüme izin vermemeye çağırıyoruz.


HALKIN HUKUK BÜROSU

GÜLER ZERE ile dayanışma için Mektup: Çukurova Üniversitesi Balcalı Araştırma Hastanesi Mahkum Koğuşu/ADANA Ve Karataş Hapishanesi/ADANA
PROTESTO İÇİN
TC. Adalet BAKANLIĞI
06669 KIZILAY/ANKARA
TEL:90(312)417 77 70
FAKS:90(312)419 33 70

10 Kasım 2007 Cumartesi

F tipi cezaevinde kanser tedavisi!


18 ayda altı kez operasyon geçiren Erol Zavar'a 'hapishane koşullarında tedavisi mümkün' raporu verildi

*İki çocuk babası Erol Zavar, 4 yıldır tecrit koşullarında kanserle mücadele ediyor. Eşi Elif Zavar, ameliyat öncesi bile şiddete maruz kaldığını öne sürdüğü Erol Zavar için insanca koşullarda yapılacak bir tedavi isteminin yetkililer tarafından kabul edilmediğini belirtiyor.

ALPER TURGUT

F tipi cezaevinde yatan iki çocuk babası Erol Zavar , yaklaşık 4 yıldır tecrit koşullarında kanserle mücadele ediyor. Eşi Elif Zavar , son 18 ay içerisinde altı kez ameliyat edilen kocasından 30'a yakın tümör alındığını belirterek ''Erol, durumunun daha da ağırlaşacağını bile bile insani koşullarda tedavi olabilmek için kısa süreli açlık grevi yaptı. Buna karşın baskılar devam ediyor ve sağlık durumu gitgide kötüleşiyor. Erol'un cezaevinde ve hastane koğuşlarında iyileşebilmesi mümkün değil'' diye konuşuyor.

Elif Zavar, eşinin yaşama dört elle sarılabilmesi için tam donanımlı bir hastanede, her türlü baskı ve şiddetten uzak bir şekilde tedavi görmesi gerektiğini vurguluyor. ''Sevdiğiniz insan ölüme her geçen gün biraz daha yaklaşıyor. Ama önünüze aşamayacağınız engeller konularak çaresiz bırakılıyorsunuz'' diyen Elif Zavar, eşinin hastalığı süresince yaşadıklarıyla ilgili olarak şunları söylüyor: ''Erol, cankurtaranla değil, ring araçlarıyla hastaneye götürülüyor. Yol boyunca sürekli hakarete uğruyor ve tartaklanıyor. Bu da yetmezmiş gibi ameliyata alınmadan önce çırılçıplak soyulup dövüldü. Eşim, hijyenden uzak bir ortamda, tecrit altında tutuluyor. Ameliyat dışında radyoterapi, kemoterapi gibi yöntemler ise tedavisinde kullanılmıyor. Cezaevinde ve hastanede bir insanlık suçu işleniyor.''

Siyasi hükümlü Erol Zavar'ın tedavisinin dışarıda yapılması için Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığı'na eşi Elif Zavar beş, avukatları ise üç kez başvuruda bulundu. Dilekçelerin hepsine, ''Zavar'ın cezaevinde yatmasında sakınca bulunmadığı ve sağlık durumunun iyi olduğu'' yanıtı verildi. Ankara, İstanbul ve İzmir'de yapılan ''Erol Zavar'a özgürlük'' kampanyasında toplanan 10 bin imza Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı'na gönderildi. Cumhuriyet Savcılıklarına birçok kez suç duyurusunda bulunuldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapılan başvuru üzerine açılan dava ise karar aşamasında... En son elindeki belgelerle Ankara Tabipler Odası'na danışan Elif Zavar, ''Erol Zavar'ın ileri derecede kanser olduğu, tetkiklerinin Sağlık Bakanlığı tarafından veya üniversite hastanesince tekrar yapılıp karar verilmesi'' yönünde alternatif rapor aldı. Elif Zavar, eşinin sağlık durumunun kötüleşmesinden sorumlu tuttuğu Adalet Bakanlığı'na dava açmaya hazırlanıyor.

Yine kanser hastaları Esmer Yaman ve Gülsüm Aslan , cezaevi koşullarında tedavilerini güçlükle sürdürüyorlar. Filiz Gülkokuer, Hayati Kaytan, Mehmet Yıldırım, Hatice Yaman, Fatma Gündüz, Fatma Tokmak, Savaş Kör, Ersin Eroğlu, Bayram Sarıtaş, Zeynel Karabulut, Hasan Rüzgâr, Fatma Tokmak, Azime İbiş ve Mesut İbiş 'in aralarında bulunduğu çok sayıda tutuklu ve hükümlü ise ağır fiziksel hastalıklar ve psikolojik rahatsızlıklarla boğuşuyor.
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA
Tecritte Ölüm...

Öyküleri birbirine benziyor. Dinledikçe canını acıtıyor insanın...
Sessiz çığlıklarını kimse duymuyor!..
Sanki yürekler taş kesilmiş...
Onlar, dört duvar arasından yazdıkları mektuplarda, ölüme adım adım yaklaştıklarını anlatıyorlar. Aileleri basın toplantıları düzenliyorlar...
Bir duyurabilseler seslerini!..
Güneşin rengini, yıldızların soluk alışını, çiçeklerin kokusunu, denizin mavisini, bebeklerin gülüşünü çoktan unuttular...
Her hafta onlarca mektup alıyorum cezaevlerinden...
Sitem dolu mektuplar!..
Dört duvar arasına sıkışmış genç insanlar yaşamdan, umuttan söz ediyor , bir çay içimlik sürede kendi öykülerini anlatıyorlar!..
Yarı uykunun güneşlerinden bir demet kır çiçeği uzatıyorlar yüreklere!..
Suskun değiller, hep konuşuyorlar...
Nasıl anlatsam onların öykülerini, nasıl dokunsam kalem tutan parmaklarına, inanın bilemiyorum...

Alper Turgut'un Cumhuriyet'teki haberini okurken, benim de bildiğim o öykü bir insanlık dramı olarak içimi acıtıyor...
Ölümcül hastalıklar yakalarına yapışmış bir kez, bir türlü bırakmıyor...
Hücrede yaşam sağlık sorunlarını arttırıyor. Kiminin gözleri görmüyor, kiminin bacakları tutmuyor...
İntiharlar çoğalıyor F tipi cezaevlerinde...
Alper Turgut, 2002 yılında on iki tutuklu ve hükümlünün intihar ettiğini yazıp ekliyor:
''Tutuklu ve hükümlü yakınları ve insan hakları savunucuları, hücre tipi cezaevlerinin akıl hastanelerine dönüştüğünü öne sürüyorlar...''
Acaba bu toplumun, cezaevlerindeki intiharlardan haberi var mı? Acaba bu toplum Volkan Ağırman 'ı, Halit Koçyiğit 'i tanıyor mu?

****

Siyasi tutuklu Ali Şahin 'in ölüm haberini duydunuz mu siz?..
Yirmi dört yaşındaydı Ali. 19 Aralık 2000 tarihinde ''Hayata Dönüş'' operasyonunda yaralanan Ali Şahin, Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde sekizinci ekip üyesi olarak ölüm orucuna başlamıştı...
Ali'nin öyküsü hüzün vericiydi...
Ölüm orucunu yarıda kesti Ali...
Çünkü lösemiye yakalanmıştı...
Bir süre sonra öldü!..
Peki yetmiş bir yaşında Mehmet Yurdakul 'un öyküsünü dinlediniz mi hiç?
Zile M Tipi Cezaevi 'nde yatıyordu Mehmet Yurdakul. Akciğer kanseri olmuştu. Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırıldı ve bir süre sonra taburcu edildi...
Ankara Numune Hastanesi, Mehmet Yurdakul için ''sağlam'' raporu vermişti...
O da bir süre sonra öldü!..
Bir süre önce Erol Zavar 'ın öyküsünü okudunuz bu köşede...
Erol Zavar, mesane kanseriydi...
Evli ve iki çocuk babası olan otuz dört yaşındaki Erol Zavar, hâlâ Tekirdağ F Tipi Cezaevi revirinde...
Mesane kanseri olan Erol Zavar cezaevi revirinde tedavi görebilir mi?
Grip değil Erol, kansere yakalanmış bir hükümlü!..
Hüseyin Yıldırım ise felç!.. Orhan Eroğlu felç...
Yirmi dört yaşındaki Ali Şahin'in ölümü, diğerlerinin böbrek, kemik erimesi, kanser olması nedense bizleri hiç ilgilendirmez!
F tipi cezaevlerinde ölüm orucu eylemlerinde 112 kişi yaşamını yitirdi son dört yıl içinde...
Bir insanlık dramı yaşanıyor F tipi cezaevlerinde...
Türkiye 2004 yılında bir ayıba alkış tutabilir mi?

****
AKP iktidarı sabah akşam demokratikleşmeden, insan haklarından, özgürlüklerin genişletilmesinden söz ederken cezaevlerinin sorunlarını ağırlaştıran bir tutum sergiliyor...
Tutuklu Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUAD) , cezaevlerinde demokratikleşmeyi dışlayan hak ihlallerinin yaşandığını öne sürüyor...
Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı, yeniden tek tip elbiseyi , tecridin yaygınlaşmasını, zorla çalıştırmayı içeriyor...
Bir başka önemli nokta:
Aileler cezaevlerindeki yakınlarıyla 'Türkçe' konuşacaklar görüşmelerde. Eğer, Türkçe yerine örneğin 'Kürtçe' biliyorlarsa görüşme yasağı var...
Olacak şey değil!..

Cumhuriyet Gazetesi