tek tip elbise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tek tip elbise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2008 Salı

İŞTE ARANAN ADAM...


Almanya'ya verilen listede isminin geçtiği savlanan Teslim Töre , Türkiye'de...


Kişisel haklarım çiğnendi


İçişleri Bakanı tarafından Almanya'ya verilen arananlar listesinde ismi olduğu öne sürülen Teslim Töre ''Benim şeriatçılarla karşıdevrimcilerin olduğu listede ne işim olur?'' dedi. Listede ismi yer almayan Teslim Töre kişisel haklarının çiğnendiğini söyledi. 11 Eylül 2001 günü tahliye edildiğini vurgulayan Töre, ''Ben terörist değilim, Marksistim. Bu nedenle yüzlerce sayfalık savunma yazdım'' dedi.


ALPER TURGUT

İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen 'in Almanya'ya verdiği 155 kişilik arananlar listesinde adı geçtiği savlanan Teslim Töre , Türkiye'de. İçişleri Bakanlığı, Töre'nin aranmadığını belirtirken Teslim Töre, ''Benimle ilgili haberin yanlış olduğu anlaşıldı. Kişisel haklarım çiğnenmiştir. Gerekli yasal işlemleri başlatacağız'' dedi.


62 yıllık yaşamının 39 yılı mücadeleyle geçen, 9 yıl hapis yatan eski TKEP Genel Sekreteri Teslim Töre, bir döneme damgasını vuran önemli isimlerden...


11 Eylül 2001 günü tahliye edildiğini vurgulayan Teslim Töre, saklanmadığını ve İstanbul Yenibosna'da ailesiyle oturduğunu ifade ediyor. İstanbul 1 No'lu DGM'de 6 Aralık'ta görülen duruşmaya tutuksuz olarak katıldığını anlatan Töre, ''Ben terörist değilim, Marksistim. Bu nedenle yüzlerce sayfalık savunma yazdım. Bunları insanlara anlatmak istedim. Kaldığım evde kullandığım telefon dinleniyor ve takip ediliyorum. Kurucularından olduğum ÖDP içerisinde mücadelemi sürdürüyorum'' dedi.


İçişleri Bakanı Yücelen, geçen günlerde Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun' la birlikte Almanya'ya resmi ziyarette bulunmuş ve meslektaşı Otto Schily 'ye iade istemiyle bir liste vermişti. Aranan ve ''terörist'' oldukları ileri sürülen 155 kişilik liste konusunda haber yapan bazı Türk gazeteleri, bu kişilerin arasında yer almamasına rağmen Teslim Töre'yi de gösterdiler. Gazetelerde çıkan haber nedeniyle zor duruma düştüğünü vurgulayan Töre, ''Benim şeriatçılarla karşıdevrimcilerin olduğu listede ne işim olur? Çıktığımdan beri hiçbir gazeteyle görüşmedim ve fotoğraf çektirm edim, ancak gazetelerde 1.5 ay önceki halimi gösteren fotoğraflar var'' diye konuşuyor.


''Hayata Dönüş'' operasyonu sırasında 12 kişinin yaşamını yitirdiği Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunduğunu söyleyen Töre, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: ''C-11 koğuşunda 16 kişiydik. Aramızda ölüm orucu ve açlık grevi yapan kimse yoktu. Balyozla duvarları kırdılar ve ateş ettiler. Ardından da bomba yağmuru başladı. Yan koğuşun yanması üzerine duman altında kaldık. Öleceğimizi sanıp birbirimizle helalleşmeye başladık. Cehennem ortamında saatlerce kaldıktan sonra bizi dışarı çıkardılar. Ancak koğuşta beslediğimiz kediler baskın sırasında öldü.''


Töre: Tecrit uygulanıyor

Operasyonun ardından Edirne F Tipi Cezaevi'ne ''baskı altında'' nakledildiklerini belirten Teslim Töre şunları söyledi: ''F tipinde tecrit uygulanıyor. Orada görevli personel bile bunalıma giriyor. Kameralar sürekli izliyor ve infaz koruma memurlarının tutuklularla konuşması yasak. Görüş günleri ve aramalar ise kâbusa dönüşüyor. Ben üç kişilik hücrede oğlum Şükrü Töre ve arkadaşımız Nurettin Ece ile kaldım. Diğer tutuklu ve hükümlülerle haberleşme olanağımız yoktu. Sadece ıslanan gazete kâğıtlarını bir araya getirip naylonla üstünü sardıktan sonra ilkel bir top oluşturuyorduk. Sonra mesajlarımızı iliştirdiğimiz toplarla 9 metrelik duvarları aşıyorduk.''


Mücadeleye 1963 yılında Türkiye İşçi Partisi (TİP) İlçe Başkanı olarak başladığını vurgulayan Töre, 1971 yılında Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) saflarına katılarak yeraltına çekildiğini belirtiyor. Töre, ''12 Mart'ın ardından Filistin'e geçtim. Türkiye Komünist Emek Partisi Genel Sekreterliği görevine getirildim. 22 yıl süren kaçaklıktan sonra 1993'te İstanbul'da yakalandım. TKEP, ben gözaltına alındığım yıl feshedildi. İlk kez 1997 yılında tahliye edildim. Ancak eski davalar nedeniyle salıverilmedim. Hakkımdaki 8 basın davası ise ertelendi'' diye konuştu.


''Aydınlık 1978 yılında benim Suriye'deki Bulgaristan Elçiliği'ne Türkiye'yle ilgili askeri haritaları verdiğimi ve bunun karşılığı silah aldığımı yazdı'' diye konuşan Töre, bu nedenle 1981 yılında hakkında soruşturma açıldığını belirtti. Töre, hakkında verilen gıyabi tutuklama kararının 1993 yılında vicahiye çevrildiğini anlatarak ''Avukatlarım aracılığıyla başvuruda bulunduk, mahkemede aklandım'' dedi. Töre, İtalya'da 85 sayfalık ifade veren Mehmet Ali Ağca ile ilgili olarak ise şunları söyledi: ''Ağca, Oral Çelik ve Abuzer Uğurlu 'nun da aralarında bulunduğu bir suç grubunun olduğunu ve emirleri benden aldığını iddia etti. Uğur Mumcu , 'Papa-Mafya-Ağca' isimli kitabında gerçeği açıkladı. Mumcu, Ağca'nın sağcı, benim solcu olduğumu ve Ağca'nın Ortadoğu'ya hiç gitmediğini yazdı.''


'Seçimi kazandım, barajı aşamadım'

Birleşik Sosyalist Parti'nin (BSP) kurucu üyeliği görevinde bulunan Töre, Gaziantep'te BSP ve HADEP'in oluşturduğu ''Emek, Barış, Özgürlük Grubu'' adına seçime katıldığını anımsatarak ''Seçimi kazandım. Ancak parti barajı aşamadı'' dedi. Legal mücadeleye geçme fikrini 1987-1988 yıllarında parti içinde gündeme getirdiğini belirten Töre, bu kayıtların emniyette bulunduğunu, ancak ''lehte olduğu için'' mahkemeye verilmediğini öne sürdü.


Cumhuriyet Gazetesi'nin 22 Aralık 2001 tarihli sayısının manşeti...

20 Aralık 2007 Perşembe

24 yıl sonra yeniden...

Devrimci Sol Ana Davası...


*Yargıtay tarafından bozulan 1243 sanıklı Devrimci Sol ana davası, 24 yıl aradan sonra yeniden görülecek. Davanın ilk duruşması 11 Nisan'da yapılacak.

ALPER TURGUT

Toplam 1243 sanıklı Devrimci Sol ana davası, 24 yıl aradan sonra tekrar görülecek. Yargıtay tarafından ''kayıp 100 klasör'' nedeniyle bozulan davanın duruşması, Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 11 Nisan 2005 günü başlayacak ve dört gün sürecek. Halkın Hukuk Bürosu avukatları, davada yargılananların mağdur olduğunu belirterek ''Yaşadıkları işkenceyi, baskıyı kimse telafi edemez. Asıl yargılanması gereken 'Asmayıp besleyelim mi?' diye fetva verenlerdir. Bu davada derhal beraat kararı verilerek bir parça olsun adaletsizliğin giderilmesi konusunda adım atılmalıdır'' dediler.

Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tarafından Metris Baştabya'da 1981 yılında başlayan ana dava tam 10 yıl sürdü. Mahkeme, sanıkları bir idam, 33 müebbet ve binlerce yılı bulan hapis cezalarına çarptırdı. Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi kapanınca yetkiyi devralan Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi, ana dava dosyalarını Yargıtay'a gönderdi. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin incelemesi sonucunda, dava dosyalarının dörtte birinin kayıp olduğu anlaşıldı.
Ceza Dairesi, kayıp belgeler arasında iddianame ve ifadeler gibi belgeler bulunduğunu belirterek eksik 100 klasör nedeniyle davayı bozdu. Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dava dosyasının eksik olmadığı gerekçesiyle yaptığı başvuru ise Yargıtay tarafından reddedildi. Bozulan ana dava dosyası, geçen yıl tekrar Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.
12 Eylül darbesinin ardından tutuklanan dava sanıkları, 2 yıl süresince avukatları ve aileleriyle görüştürülmediler. İlk duruşmanın ardından tutuklular, kalem ve kâğıtla yargılandıkları dava dosyalarını istedikleri için saldırıya uğradılar. Verdikleri dilekçeler nedeniyle onlarca tutuklu, yargılandıkları maddelerden daha ağır cezalara çarptırıldılar. Dava sürerken tek tip elbise (TTE) uygulamaya konuldu. Uygulamayı kabul etmeyerek duruşmaya don ve atletle getirilen tutuklular, mahkeme heyeti tarafından ''ahlaka mugayir'' kıyafetle geldikleri gerekçesiyle salondan atıldılar. TTE uygulamasını protesto için yapılan ölüm orucu eylemindeyse 4 tutuklu yaşamını yitirdi. Davanın sanıkları yıllarca tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldılar. Sanıkların büyük kısmı beraat etti.

Cumhuriyet /5 Ocak 2005

10 Kasım 2007 Cumartesi

Asılmayıp beslenenler


Hâkimler ardı ardına kalem kırıyor, yüzlerce tutuklu ölüm cezasına çarptırılıyor, toplumsal vicdan ise "Asmayıp da besleyelim mi" diye susturuluyordu. 12 Eylül, 50 kişinin idamıyla geçti tarihe. Ya asılmayı bekleyenler?.. Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu işte onları yazdı.

Alper Turgut

Sonu gelmez sorgu, işkence, operasyon, yasak ve tektip elbise dayatması... Cunta karanlığıyla 19 yaşındayken tanışan gazeteci Ertuğrul Mavioğlu cezaevlerinde üç, beş, on, on beş yıl geçirenlerin anlattıklarını bir araya getirirken aynı süreci bir daha yaşadı. 'Asılmayıp Beslenenler' darağacına 50 kişiyi yollayan cuntanın lideri Kenan Evren'in idamlarla ilgili "asmayıp da besleyecek miydik" sözlerine atıfta bulunuyor. Mavioğlu bir neslin 12 Eylül cuntasıyla hesaplaşmasının yolunu aradığını söylüyor.

- Kitabınızın girişinde "Gadre uğratılmış gençliğiniz için devletten alacaklı kaldığınızı" belirtiyorsunuz. Gerçekten Türkiye 12 Eylül cuntasıyla hesaplaşabilecek mi?

Eğer hesaplaşılsaydı o karanlık dönemin kurumları yaşamını sürdürmezdi. Cuntacıların yargılanmamak için kendilerini koruma altına aldıkları Anayasa'nın Geçici 15. maddesi 24 yıldır değiştirilemedi. Yüzlerce ölüme karşın bu insanlar yargı önüne çıkarılmamışsa 12 Eylül'ün dokunulmazlığı sürüyor demektir. Yüzlerce ölüyü bu toplum daha ne kadar taşıyacak? Onlarcası benim arkadaşımdı. Bu çalışma insan olmanın ve vicdanın ürünüdür.

- 'Asılmayıp Beslenenler'i yazmaya ne zaman karar verdiniz?

F tipi cezaevlerinin gündeme geldiği 2000 yılı başlarında karar verdim, çalışmalarım 'Hayata Dönüş' operasyonun ardından hız kazandı ve 4 yılda tamamlandı. 12 Mart'tan bugüne cezaevlerinin tarihsel panaromasını çizmeye çalıştım. Farklı kentlere giderek tanıklarla görüştüm. Aybastı, Fatsa, Tariş direnişini de kitabıma aldım. Metris, Mamak ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok cezaevinde kalanlar, hapishane doktoruyken işkence görenler, cezaevi müdürüyken tutuklananlar ve yurtdışındaki cezaevlerinde tutulanlarla konuştum. Önce cezaevi psikoloğu sonra da TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi olan Mehmet Bekaroğlu'nun görüşlerine başvurdum. Tanıklar arasında 1984 ölüm orucuna katılanlar ile son eylemde yaşamlarını yitirenler de vardı. Tanıkların anlatımları önce iyi geldi. Bir süre sonra insanların yaşadıklarını anımsayarak seslerinin titremesi ve ağlamaları bende de etkisini gösterdi. Bir travmaydı ve sırtıma yük olarak bindi. Gerçeğe bağlı kalmak için benim ve tanıkların duyguları karışmamalıydı. Bir yılı aşkın süre ara verdikten sonra kitabı bitirdim.

METRİS'İN SİBİRYASI...

- Cezaevlerindeki baskı uygulamaları sistematik miydi?

1980-1981 yıllarında Diyarbakır Askeri Cezaevi'nden birçok tabutun çıkması cuntacıları geri adım atmaya zorladı. Dünyaya tecrit ülkesi olarak yansımamız işlerine gelmedi. Ama 1983 Kasım seçimleri sonrasında 'demokrasiye geçiş yaptık' söylemiyle başlayan saldırılar 1984 yılı başlarında tektip dayatmasıyla doruk noktasına ulaştı. Ülke genelindeki bütün cezaevleri baskının uygulandığı merkezler haline geldi. İnsanların çırılçıplak bekletildiği, işkence, taciz, hatta tecavüz olaylarının yaşandığı süreç ise direnme perspektifiyle aşıldı. Bir dönem Metris'in Sibirya adı verilen bölümünde direnen sadece 30 kişi kaldı. Onların inadı direnişin kazanımlarla sonuçlanmasına yol açtı. Diyarbakır ve Mamak'ta da direnenler ve eylem yapanlar vardı. 12 Eylül'ün yarattığı itirafçılara karşın siyasi muhkûmlar bir bütün olarak kendi kimliklerini korudular.

- 12 Eylül dönemi hapishaneleriyle F tipi cezaevlerini karşılaştırabilir misiniz?

12 Eylül'ü yaratanlar önce Davutpaşa, Alemdağ, Selimiye benzeri kışladan bozma, koğuş tipi cezaevlerini kullandı. Bir süre sonra bundan vazgeçen cuntacıların isteğiyle önce E tipi ardından da özel tip hapishaneler yaratıldı. Bu da yetmedi 'tabutluk' olarak adlandırılan F tiplerinin prototipi olan Eskişehir Cezaevi'ne geçildi. F tiplerinin açılması toplumda oluşan olağanüstü duyarsızlık sonucu gerçekleşti. Ben ve kitapta yer alan birçok kişi, hücre, tecrit ve izolasyonun tanıklarıyız. Depolitizasyon (politikadan uzaklaştırma) ve dezpolitizasyonu (politik kimliğin bozulması) hedefleyen F tipi hücreleri, sanki birdenbire ortaya çıkmış cismani varlık, mükemmel bir proje gibi görmemek gerek.

12 EYLÜL'DEN F TİPİ'NE...

- Tecrit, izolasyon ve tretman (iyileştirme) programlarının Avrupa ve Amerika'dan devşirildiği anlaşılıyor...

Kontrgerilla uzmanları, Avrupa'daki cezaevlerini gezip daha sonra öğrendiklerini Türkiye'deki cezaevlerinde uyguladılar. Örneğin IRA üyelerinin tutulduğu İngiltere'deki Long Kesh Hapishanesi'nin H blokları, F tiplerine çok benziyor. İtalya'da Kızıl Tugaylar'ın, AImanya'da Kızıl Ordu Fraksiyonu'nun (RAF), Belçika'da Doğrudan Eylem'in, İspanya'da ETA üyelerinin 'yüksek güvenlikli' cezaevlerinde maruz kaldıkları tecrit uygulamaları bize de yansıdı. Türkiye'deki cezaevlerinde hem mimari, hem de ideolojik açıdan saldırı başlatıldı. Ancak Türkiye'deki uygulamalar daha sofistike...Çünkü 12 Eylül deneyimini F tipine aktardılar.

- Toplumsal sessizlik cezaevlerini bugüne getirdi. Peki sizce dışarısı nasıl?

Cezaevlerindekileri toplumdan izole ettiler. Yaşamı hücreleştirdiler. Son yıllarda toplumsal muhalefetin gerilemesi nedeniyle bir kısım aile dışında kimse tepki gösteremiyor. Yıldırım Türker'in dediği gibi artık 'toplum müebbet bir körlüğü yaşıyor'. Ben de aylarca hücrede kaldım. Bir süre sonra sinir sistemi dayanmaz hale geliyor. Zamanla içine kapanmaya başlıyor, yaşadığın olumsuzlukları iradenle yeniyorsun. Tecrit çıldırtmak için vardır. İnsan toplumsal bir varlık. Onları toplumdan koparıp 'bilimsel çalışmalar' doğrultusunda soyutluyor ve hücrelere yerleştiriyorsunuz. Geçenlerde bir arkadaşımdan duydum. F tipi cezaevinde lider konumunda gördükleri bir tutuklunun hücresinin tepesinde 15 saat iş makinası çalıştırıyorlar. Böylelikle seni uykusuzluktan, yorgunluktan çıldırtma noktasına getiriyorlar. Aynı Çin işkencesinde olduğu gibi... Yanı başlarındaki vahşete gözlerini kapatıp Ebu Garib Cezaevi'nde yaşananlara ses çıkartanları ise dürüst bulmuyorum. Irak'ta meydana gelen olaylar da Türkiye cezaevlerinde yaşananlar da küresel vahşettir.

Cumhuriyet Pazar Dergi / 06-06-2004