çhd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çhd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2008 Cumartesi

HAYATA DÖNÜŞ HASIRALTI EDİLMESİN



Kanlı "Hayata Dönüş" Operasyonu'nun 8. yıldönümü dolayısıyla Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi'nce düzenlenen panelde, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının işleyemeyeceği vurgulanarak, "19–22 Aralık 2000 tarihlerinde yapılan ölümlü operasyonun davası zamanaşımına uğratılıp, hasıraltı edilmesin. Yaşanan onca acıya yol açanlar, mutlaka adalete hesap versin" denildi.

Tünel'deki İstanbul Barosu Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen "İnsanlığa Karşı Suç" paneline, ölüm orucu eylemi sırasında "arabulucu heyeti"nde yer alan eski milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Hüseyin Demirdizen, Eski Bayrampaşa Cezaevi Savcısı Necati Özdemir, operasyonun tanıkları Eyüphan Başar ve Aysu Baykal ile gazeteci yazar Alper Turgut katıldı.



Bekaroğlu, son yıllarda baskı ve zor karşısında toplumun alışıp, her şeyi normal karşılamasının insanı düşman gören zihniyetin ekmeğine yağ sürdüğünü belirterek; "Yönetenler, kimse tepki dahi vermesin diye Türkiye cezaevlerinde olsun, 5 yılda bir buçuk milyonun insanın katledildiği Irak'ta olsun 'öğrenilmiş çaresizlik' adlı psikolojik yöntemi kullanma yoluna gittiler. 1984'te büyük direnişlere sahne olan Metris Cezaevi'nde doktor yedek subay olarak görevliydim. Cezaevi komutanı, siyasi tutuklu ve hükümlülerin psikolojik hastalar olduğu gerekçesiyle benden yardım istemişti. Ona şakayla karışık 'komünizmin tedavisi yoktur komutanım' demiştim. Aradan yıllar geçti, zihniyet asla değişmedi" dedi.


1996 ve 2000 ölüm orucu eylemlerini gazeteci olarak takip ettiğini belirten Alper Turgut ise şöyle konuştu; "Ümraniye Cezaevi'nde 1995 yılında gerçekleştirilen ilk baskında, bir süre sonra yaşamını yitirecek olan meslektaşım ve arkadaşım Metin Göktepe ile birlikteydik. Polisin beylik tabancalarını teker teker bırakıp sadece coplarıyla cezaevine girdiğine şahit olmuştuk, sonraki yıllarda şiddetin boyutu ve dozu arttı, yaşanan operasyonlarda ağır silahlar kullanılmaya başlandı. Vicdanı yara alan toplumsal muhalefet ise giderek küçüldü. 15 yaşındaki bir gencin hesabını soran Yunanistan'a imrenir hale geldi."

ÇHD’nin paneli, 19 Aralık Operasyonu'yla ilgili slayt gösterisinin ardından sona erdi.


5 Temmuz 2008 Cumartesi

Vahşete Tanığız, Adalet İstiyoruz




Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) 27 Haziran Cuma günü saat 13.30'da İstanbul'da Sultanahmet Adliyesi'nde bir basın açıklaması yaptı. 40 avukatın katıldığı basın açıklamasının ardından bu davanın hâkimi Ali Belen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet edildi. Adliye önündeki basın açıklamasını Av. Taylan Tanay okudu. Tanay, 19 Aralık 2000’de Türkiye hapishanelerinde ‘Hayata Dönüş’ adıyla bir katliam gerçekleştirildiğini ve bütün dünyanın bu katliama tanıklık ettiğini belirtti. Tanay, Bu operasyonda 28 tutuklu ve hükümlünün hayatını kaybettiğini, yüzlercesinin ise yaralandığını, bu katliamın ardından sorumluların hiç birinin yargılanmadığını ama tutuklu ve hükümlülere dava açılmış olduğunu ve yüzlerce yıl hapis cezası istendiğine dikkati çekti. Asıl sorumlular yargılanmazken kamuoyunun baskısıyla o sırada hapishanede olan gardiyan ve bir kısım askere dava açıldığını belirten Tanay, "Bu dava boyunca 11 hâkim değişti. Öyle ki değişen hâkimler davanın kaç sanığı olduğunu dahi öğrenemedi. 23 Haziran günü görülen duruşmada ise dava zaman aşımına uğradı." diyerek sorumluların tamamının yargılanmasını istedi.


Sultanahmet Adliyesi'nde okunan basın açıklamasının tam metni:


VAHŞETE TANIĞIZ, ADALET İSTİYORUZ!


19–22 Aralık 2000 tarihi tüm hakların devletin bekası için rafa kaldırıldığı bir milattır. Bu tarihte Türkiye hapishanelerinde tutulan siyasi tutuklu ve hükümlüler devasa bir askeri güç tarafından saldırıya uğramıştır. Ülke çapında 20 ayrı hapishaneye aynı anda yapılan operasyonla 28 tutuklu ve hükümlü ile 2 asker hayatını kaybetmiş, yüzlerce tutuklu ve hükümlü ağır yaralanmıştır. Ahlaksız bir şekilde “Hayata Dönüş” adı verilen operasyon sonrasında sağ kurtulan tutuklu ve hükümlülere onlarca yıl hapis istemine konu davalar ardı ardına açılırken. Operasyonu planlayanlar, yönetenler ve bizzat katılanlar hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Kamuoyunun baskısını gidermek gayesi ile ancak operasyon sırasında ihtiyat görevinde bulunan bir kısım asker ve görevli hakkında göstermelik davalar açılmıştır. Bugün bu davalar da beraat yahut zamanaşımı kararlarıyla birer birer bitirilmektedir.


YARGI 19 ARALIK'DA TARAF OLMUŞTUR


Bağımsız ve tarafsız olduğu ifade edilen yargı 19 Aralık operasyonunda açıkça taraf olmuştur. Bayrampaşa Hapishanesi'ndeki operasyondan sağ kurtularak ölmeme suçunu işleyen tutuklu ve hükümlülere 20 günde soruşturma, 68 günde dava açan yargı ne yazık ki aynı hızı, 12 insanı öldüren, 6 kadını diri diri yakanlara göstermemiştir. Asıl sorumlular hakkında dava açmayan yargı, kamuoyunun baskısını gidermek için ancak operasyon tarihinde hapishanede görevli gardiyanlar ile tutuklu ve hükümlüleri F Tipi Hapishanelere sevk eden askerler hakkında görevi kötüye kullanma ve kötü muamelede bulunma suçu nedeniyle dava açmıştır. Bırakınız gerçek, göstermelik bir yargılama dahi yapılmayan bu yargılamada, mahkemenin hiçbir işlemi adli ve idari makamlarca yerine getirilmedi. Sürekli hâkim değişikliği yapılan mahkeme kaç sanığı olduğunu öğrenemedi. Her türlü hukuksuzluğun sergilendiği Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın 23.06.2008 tarihindeki 23. oturumunda, davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilirken sanıkların ifadesi dahi henüz alınmamıştı. Aynı yargı “zamanaşımı” kararını bir hukuk kurumu olarak olağanlaştıran H.Sami TÜRK’ü yalanmakta gecikmedi. 19 Aralıkta Malatya Hapishane Operasyonu’na direndikleri için tutuklu ve hükümlülere dava açmakla yetinmeyen yargı, davanın zamanaşımına girmemesi için her türlü hukuk kuralını bir tarafa bırakıp, o denli acele karar verdi ki Ölüm Orucunda yaşamını yitiren 5 kişi dahi cezalandırılmaktan kurtulamadı.


SORUMLULAR ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR


Dönemin İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü başta olmak üzere bu operasyonun planlamasında ve icrasında görev alanlar bırakınız yargılanmak, ödüllendirilmişlerdir. Bu kimselerin siyasi ve mesleki kariyer basamaklarındaki hızlı yükselişleri kelimenin gerçek anlamıyla hukukun bittiği yer olmuştur. Bu dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat ERTOSUN, ilk olarak Yargıtay üyeliği ile onurlandırılmıştır(!). 2004 yılında, bu kez, dönemin Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK’in önerisi üzerine, bu operasyondaki büyük katkısı nedeni ile Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanı A.Necdet SEZER’in onayı ile Devlet Üstün Hizmet Madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Ali Suat ERTOSUN’un akıl durduracak nitelikteki hızlı yükselişindeki şimdiki durak, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğidir.


OPERASYONUN GERÇEK NİTELİĞİ AÇIĞA ÇIKMIŞTIR


19–22 Aralık 2000 Operasyonu tek bir merkezden yönetilmiş, aylar öncesinden hazırlanılarak gerçekleştirilmiştir. Operasyon baştan sona Silahlı Kuvvetler tarafından icra edilmiştir. Ülkenin farklı şehir ve bölgelerinde bulunan jandarma birliklerinin görev alması, aynı anda cezaevlerine girilmesi, sayısız bomba ve mühimmat kullanılması, Bayrampaşa, Ümraniye ve Çanakkale Hapishaneleri'nde hava desteği ( 3 adet Skorsky helikopter ) alınması, hapishane duvarlarının kırılarak girilmesi operasyonların askeri niteliğini göstermektedir. Bu anlamıyla gerçekleştirilen operasyonlar “Askeri Harekât”tır. Hâlihazırda süren yargılamalara gelen bilgi ve belgeler göz önüne alındığında Silahlı Kuvvetlerin en tepesinden planlanıp, organize edilmiş, talimatı GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ ilgili Harekât Emri ile verilmiştir. Yine operasyon İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının oluşturdukları kriz merkezleri tarafından yönetilmiştir. Adına “Hayata Dönüş” denilen 19–22 Aralık 2000 Cezaevleri Operasyonları, ‘hayata döndüren’ değil ‘hayata son veren’ operasyonlar olmuştur. Operasyonların görünürdeki gerekçesi, Ölüm Oruçlarının kritik noktaya gelmesine bağlanmıştır. Resmi açıklamalar da bu kapsamda olmuştur. Ancak operasyonlardan hemen sonra anlaşılmıştır ki; asıl amaç siyasi tutuklu ve hükümlülerin, F Tipi Hapishanelere sevk edilmesidir. 19 Aralık Operasyonları, Devletin siyasi tutuklulara yönelik hiç değişmeyen hapishane politikasının bir sonucudur. Bu politikanın ısrarla devam ettirilmesi bugün kimse tarafından hesabı verilemeyecek bir bilânçonun oluşmasına neden olmuştur. Tüm bu süreç boyunca tam 122 insan yaşamını yitirmiş 600’den fazla insan da sakat kalmıştır.


SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR


Bu ülkede yaşayan herkes 19–22 Aralık tarihinde yaşanan vahşete tanıklık etti. Hiçbir mahkeme hükmünün bu gerçeği ortadan kaldırma kudreti yoktur. Dört duvar ardında savunmasız insanları katledenler acımasız bir şiddete maruz bırakanlar cezalandırılmalıdır.


ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ

11 Şubat 2008 Pazartesi

ORTAK DÜŞMAN AMERİKA'DIR PANELİ...


Haklar ve Özgürlükler Cephesinin düzenlediği “Ortak Düşman Amerika’dır” konulu panel 10 Şubat 2008 tarihinde İstanbul, Şişli’deki La Bella düğün salonunda yapıldı.


Saat 13’te başlayan panele konuşmacı olarak katılanlar:
Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, ÇHD Genel Sekreteri Av. Selçuk Kozağaçlı, Gazeteci-yazar Alper Turgut, DİSK 2 No’lu Şube Başkanı Mehmet Karagöz, Av. Hüseyin Yüksel Biçen, Şanar Yurdatapan, HÖC adına Sadık Eroğlu.


Önce Amerika’ nın suçlarının bir kısmı şiirler eşliğinde slayt gösterimi ile yapıldı. Konuşmacılar tanıtılırken, konuşmacı olarak davetli olan Sevim Belli’nin mazeret notu okundu. Sevim Belli “Ortak Düşman Amerika’dır” şiarının altına imzasını attığını bildiriyordu. Konuşmacılar ortak düşman konusunda görüşlerini belirttiler. Emperyalizmin dünya üzerindeki katliamlarına, halklara yönelik saldırılarına değindiler. Amerikanın tüm bu suçların merkezinde olduğunu, planlayıcı ve uygulayıcı olarak Dünya halklarının ortak düşmanı olduğu belirtildi.


Tüm konuşmacılardan sonra son sözü Haklar ve Özgürlükler Cephesi adına Sadık Eroğlu aldı: “Tabii ki Emperyalizm denildiğinde tek emperyalist gücün Amerika olmadığını hepimiz biliyoruz. Örneğin Hollanda emperyalistleri daha mı az suçludur. Veya başka ülkelerin emperyalistleri yok mudur? Ama şunu da biliyoruz ki Emperyalistlerin tüm sömürü politikalarının planlayıcısı ve ne pahasına olursa olsun uygulayıcısı Amerika’dır. Bunun için tüm siyasi, askeri, ekonomik gücünü kullanmaktadır. En somut göstergesi Irak işgalinin ilk zamanlarıdır. Hatta ‘Emperyalizm Değişti’ propağandası yapanlar Irak işgalin de Avrupa emperyalistlerinin kendi çıkarları için işgalci Amerika’ nın yanında saf tuttuklarını gördüler. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde sıradan insanlara bile emperyalizmi sorsanız size Amerika’ yı gösterir.” Şeklinde, “Neden Ortak Düşman Amerika’dır?” sorusuna açıklık getirdi. Panele dinleyici olarak 400 civarında insan katıldı. Katılanların ilgisinin yoğun olduğu ve paneli dikkatlice izledikleri gözlemlendi. Panel, konuşmaların ardından saat 17.30’ da sona erdi.

20 Aralık 2007 Perşembe

Cezaevinde Sessiz Ölüm!

ÇHD, yeni İnfaz Yasa Tasarısı'nı 'Mahpusluktan Kürek Mahkûmluğuna' başlığıyla ele aldı

Çağdaş Hukukçular Derneği'nin (ÇHD) incelemesi yeni "İnfaz Yasa Tasarısı''nın , mahkûmu insan olarak görmediğini, despotik bir çizgiyi temsil ettiğini ortaya koydu. Tasarıda 12 Eylül'ün bile başaramadığı uygulamalar bulunduğu vurgulanarak amacın ''her türlü işkencenin, zamana yayılmış sessizce öldürmenin toplumdan gizlenmesi için gerekli 'yüksek güvenliğin' sağlanması'' olduğu belirtildi.

Baro raporlarına da yer verilen çalışmada hücre, tecrit, tretman (iyileştirme) ve tek tip elbise uygulamalarının çok sayıda hükümlünün yaşamına mal olacağı kaydedildi. ÇHD ''Sessiz direnişte bulunmak'', ''Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak'' ve ''Gereksinimden çok yayın bulundurmak'' gibi kısıtlamalar karşısında söylenebilecek söz kalmadığını vurguladı.

ALPER TURGUT

Engizisyon mantığı cezaevinde

Çağdaş Hukukçular Derneği'nce (ÇHD) çıkarılan ''Çağdaş Hukuk'' un özel sayısında, yeni "İnfaz Yasa Tasarısı'' masaya yatırılırken F tipi cezaevleri, hücre, tecrit, tretman (iyileştirme) ve tek tip elbise gibi sorunlar mercek altına alındı. Baro raporları, disiplin cezaları incelemeleri ile tutuklu ve hükümlü mektuplarına da yer verilen ''F tipinden Yeni İnfaz-İzolasyon Yasası'na, Mahpusluktan Kürek Mahkûmluğu'na'' başlıklı yayında, tasarının amacının ''her türlü eziyet ve işkencenin, zamana yayılmış sessizce öldürmenin toplumdan gizlenmesi için gerekli 'yüksek güvenliğin' sağlanması'' olduğu belirtildi.

ÇHD, ''Ceza ve İnfaz Yasa Tasarısı'' nın hukuksal eleştirisinde, tasarıda hakların her an geri alınabilir bir ödül olarak gösterildiğini vurgulayarak ''Tanınmış gibi görünen kısmi haklar boyun eğdirme ve sindirme politikasının aracı olarak düzenlenmiştir'' tespitinde bulunuyor. Tasarının 64. maddesinde, tek tip elbise giyilmesinin zorunlu, reddedilmesinin disiplin suçu olarak düzenlendiği kaydedilen raporda, 12 Eylül faşizminin başaramadığı bu uygulamanın, birçok hükümlünün yaşamına mal olmadan engellenmesi istendi. Raporda, tasarının 82. maddesinde, hukuk dışı ''zorla müdahale'' imkânı arandığı ifade edilerek şu görüşlere yer verildi: ''Zorla müdahale nedeniyle insanlar yaşamını yitirmiş, yüzlerce tutuklu ve hükümlü sakat kalmıştır. Müdahaleler çok daha kapsamlı ve ağır sonuçlar doğuran yeni eylem biçimlerine (kendini yakma vb.) yol açmaktadır. Maddeden anlaşılan, Adalet Bakanlığı'nın geçen 4 yıl içerisinde ülkemiz cezaevlerinde meydana gelen acı olaylardan hiç ders çıkarmadığı ve hukuk dışı idare mantığını yenilemeye ihtiyaç duymadığıdır. Düzenleme tamamen kaldırılmalıdır.''
Tasarının 34. maddesinin girişinde düzenlenen ''Kurumlarda, odalar ve eklentilerinde, hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabilir'' hükmünün, kişi güvenliği ve özgürlüğünü ortadan kaldıracağı için anayasanın 19. maddesine aykırı olduğunun altı çiziliyor.

''Haberleşme ve İletişim Araçlarından Yoksun Bırakma veya Kısıtlama'' yı düzenleyen 40. maddenin, tutuklu ve hükümlüleri mektup, telgraf, televizyon, radyo, gazete, dergi, kitap ve diğer iletişim araçlarından bir aydan üç aya kadar yoksun bırakmasının tecrit koşullarını ağırlaştıracağı belirtildi.

Raporda, ''disiplin cezalarında kıyas'', ''disiplin soruşturmalarında savunma hakkı' ve ''yönetim tarafından alınacak tedbirleri'' içeren maddelerin de hukuka ve anayasaya aykırı olduğu kaydedildi.

ÇHD ayrıca ''Kurumda kapıların açılması ve temasın önlenmesi'', ''Hücreye koyma'', ''Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma'', ''Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma'', ''Nakil'' ve ''İş karşılığı verilen ücretten kesme veya işten bütünüyle yoksun bırakma'' gibi maddeler ile çeşitli düzey ve yoğunlukta ''izolasyon'' uygulamasının dayatıldığını vurguluyor. Tasarının 24. maddesi ikinci bendinin trajik bir şekilde ''engizisyon'' yükümlülüklerini hatırlattığı belirtilen raporda, ''İnfaz idaresine göre hükümle birlikte bedenin 'mülkiyeti ve intifa hakkı' el değiştirmiştir'' yorumunda bulunuluyor.

Cumhuriyet / 19 Ağustos 2004