6 Temmuz 2008 Pazar

Bir Kadın Galata Köprüsü'nde Balık Tutunca...




Gülcan Köse'nin asıl aykırı eyleminin "kadın başına" Galata Köprüsü'nde balık tutmaya kalkışmak olduğu ortada. Köse, olayın iki güvenlik görevlisinin laf atmasıyla başladığını söylüyor.


ORAL ÇALIŞLAR


28 yaşında bir kadın Galata Köprüsü'nde kendi başına balık tutabilir mi? Tabii ki tutamaz. Haliç kenarında ve Galata Köprüsü üzerinde balık tutanlar arasında pek az kadın gördüm.
Galata Köprüsü'ndeki güvenlik görevlisi Gökhan Gülbahar da daha önce bölgede balık tutan kadına rastlamadığı için olacak ki balık tutan kadını görünce heyecanlanmış. Onu süzmeye başlamış. Bu arada onun giyim kuşamını da erkek balıkçılarla birlikte denetlemiş. Bu 'denetim' sonucunda iki çocuk annesi Gülcan Köse'nin üzerindeki tişörtün şeffaf olduğunu saptamış. Çevreye karşı hareketlerini de 'hayasızca' bulmuş.


Olaydan haberdar edilen polisler Köse'yi savcılığa sevk etmişler. Hakkında kamu davası açılmış. Böylece Galata Köprüsü gibi her milletten turistin gelip geçtiği bir mekanda, bir Türk kadınının "müstehcen giysiler"le hepimizi utandıran bir görüntü vermesinin önüne geçmişler. Türk Ahlak Tarihi, onları saygıyla anacaktır.


***

Gülcan Köse'nin giysisinin şeffaf olduğu iddia ediliyor. Şeffafsa da onlara ne?.. Kaldı ki fotoğraflarda da görüldüğü gibi üzerinde tayt ve penye bir elbise bulunuyor. Gülcan Köse'nin asıl aykırı eyleminin "kadın başına" Galata Köprüsü'nde balık tutmaya kalkışmak olduğu ortada. Erkek balıkçılarla erkek güvenlik güçlerinin bu durumu kaldıramadığı anlaşılıyor.


Mahkeme kararına göre olay şöyle gerçekleşmiş: Tanık Gökhan Gülbahar, Gülcan Köse'yi balık tutma malzemeleriyle köprüye geldiğinde görmüş. Köse'nin üstünde vücudunu teşhir eden gecelik şeklinde bir elbise varmış. Yurttaşların şikayeti üzerine Köse'yi uyardığını ifade eden tanık, kadının kendisine karşı gelmesi üzerine polisleri çağırmış. Hakim de Gülcan Köse'yi "hayasızca hareketlerde" bulunduğu gerekçesiyle altı ay hapse mahkum etmiş.

***

Gülcan Köse, Galata Köprüsü'ndeki olayın 12 Haziran 2007 tarihinde iki güvenlik görevlisinin laf atmasıyla başladığını söylüyor. Kendisine karakolda tacizde bulunulduğuna dair şikayetçi olmuş, başına gelenleri gazetecilere de anlatmış ve yaşadıklarını şöyle özetlemişti:


Polisler onu önce Küçükpazar Karakolu'na götürüyorlar. Orada iki saat tuttuktan sonra ifadesini almadan Sirkeci'ye götürüyoruz diyerek Sarayburnu'na götürüyorlar. Orada bir otoparkta tutuyorlar. Dört-beş saat sonra Eminönü'nde bırakıyorlar. Bu arada "Hiçbir karakola gitme, kimliğin bizde. Sabah çok kötü şeyler yaparız" diyerek tehditlerini sürdürüyorlar. Buna rağmen Gülcan Köse hakkını aramaya karar veriyor. Sirkeci Polis Merkezi'ne gidip şikayette bulunuyor. Köse'yi bırakan polisler bu kez Sirkeci'ye gelip onu dövüyorlar, içlerinden biri de karakolun içinde ona tabanca çekiyor. Köse, yediği dayaktan bayılıyor, hastaneye kaldırılıyor. Darp ve işkenceye uğradığını belirten "boynunda iz, dudakta patlak" yazan hastane raporunu da mahkemeye sunuyor.


Bu ifadelere rağmen Gülcan Köse "hayasızlık"tan mahkum ediliyor.

Yargının, güvenlik kuvvetlerinin bizi "şeriat", "gericilik", "dini bağnazlık" gibi tehlikelere karşı koruduğu yönünde her gün sayfalar dolusu yorumlar yazılıyor...


***

Toplumsal Tarih Dergisi'nin en çok ilgimi çeken bölümlerinden birisi "Osmanlı Basınında Yüzyıl Önce Bu Ay"dır. Orada, erkek egemen söylemin, "kadınlara toplumsal hayata karışmasının yarattığı kötülükler"in öykülerini bulurum. Bazen de bu haberlere yansıyan ilkel anlayışları köşeme taşır ve okuyucularımla paylaşırım.


İki gün önce, önde gelen gazetelerimizde yer alan "Galata Köprüsü'ndeki müstehcen kılıklı kadın mahkum oldu" haberini okurken kendimi yüz yıl öncesinde sandım.

Savcılığın iddianamesini de, mahkemenin kararını da bugün içinde bulunduğumuz tabloyu çok net bir şekilde anlatan birer belge olarak bir yerlere kaydetmekte yarar bulunuyor.


Bu yazı Radikal Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

TAYAD: Adalet Nasıl İşliyor Görün




Geçtiğimiz günlerde Bayrampaşa 19 Aralık 2000 operasyonu sonrasında jandarmaya açılan "göstermelik dava" zamanaşımına uğradı ve dosya kapatıldı.


TAYAD’lı Aileler 28 Haziran günü saat 13:00'de İstanbul Taksim tramvay durağında bu hukuksuzluğu protesto eden bir basın açıklaması yaptılar.


Yapılan basın açıklamasında açılan pankartlardan biri, katliamdan görüntülerin bulunduğu "Katliamcılar Yargılansın" pankartıydı. Bu pankartta 19 Aralık katliamında Bayrampaşa Hapishanesi'nde görevli olan Jandarma Binbaşı Zeki Bingöl'ün "Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği" kitabından operasyon ile ilgili bir alıntı vardı. Bir diğer pankartta yine katliam görüntülerinin yanısıra kullanılan kimyasal bombaların açıklanmasını ifade eden ve yine Zeki Bingöl'ün bu konuda kitabında bahsettiği menşei bilinmeyen bombalarla ile ilgili sözü yazıyordu. Aynı pankartın alt kısmında yanan kadınlardan olup ağır yaralı kurtulan tutsaklardan Birsen Kars'ın katliam günü ambulanstan indirilirken "Bizi, Altı Kadını Diri Diri Yaktılar" diyen ve katliam gerçeğini tek cümlede dünyaya anlatan sözü vardı.


Basın açıklamasında TAYAD Başkanı Mehmet Güvel kısa bir ön konuşma yaptı. Katliamcıların aklanmaya çalışıldığını, 19 Aralık Katliamı sonrasında göstermelik olarak jandarmalara açılan davanın zaman aşımına uğratıldığını söyledi. Bu davanın operasyonun planlarından biri olduğunu de ekleyen Güvel, Adalet arayışlarını süreceklerini de belirtti. TAYAD’lı Aileler adına Tülay Eski basın metnini okudu. Açıklama sırasında sık sık "19 Aralık Katliamcıları Yargılansın!" "19 Aralık Katliamını Unutturmayacağız!" ve "Adalet İstiyoruz" sloganları atıldı. Yapılan basın açıklamasına Temel Haklar Derneği üyeleri ile Emekli Sen üyeleri ve bir grup DİSK üyesi sendikacıda katılarak destek verdiler. Açıklamaya 60 kişi katıldı.


Basın açıklamasında okunan basın metni:


ZAMANAŞIMI İLE “19 ARALIK 2000” OPERASYONUNU UNUTTURAMAZSINIZ ; TÜRKİYE’DE ADALET NASIL İŞLİYOR GÖRÜN ! MAĞDURLAR DEĞİL; 19 ARALIK KATLİAMCILARI CEZALANDIRILSIN !


19 Aralık 2000’de 28 tutuklu ve hükümlünün hayatını kaybettiği Hayata Dönüş Operasyonu’nda ölümlerden sorumlu tutulan jandarmalar zamanaşımı nedeniyle kurtulurken, operasyona direnen hatta operasyonlarda hayatını kaybeden mahkûmlara hapis cezası verildi. Malatya 1. Asliye Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2000 tarihinde hapishanelere düzenlenen “Hayata Dönüş Operasyonu”na karşı “etkin direniş gösterip, kamu malına zarar verdiği” gerekçesiyle yargılanan 54 tutuklu ve hükümlüye zaman aşımının bitmesine üç ay kala üçer yıl hapis ve 141‘er YTL para cezası verdi. Mahkemenin ceza verdiği kişiler arasında ölüm oruçlarında yaşamını yitiren beş tutuklu da bulunuyor. Mahkeme 6 Mart 2008 tarihinde verdiği kararda şöyle dedi: “Tüm sanıkların etkin direnme eylemini gerçekleştirdiği kanaatine varıldığından birer yıl hapis cezası ve tüm sanıkların kamu malına zarar verme suçunu işledikleri kanaatine varıldığından 141’er YTL para cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.”


Mahkeme ayrıca, yargılanma giderlerinin de tutuklu ve hükümlülerden alınmasını kararlaştırdı. “Hayata Dönüş Operasyonu” ile ilgili kamu görevlilerine açılan tek dava ise bir hafta önce Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararıyla ortadan kalkmıştı. İşte gerçek! Katledenlerin, diri diri yakanların; kimyasal gaz kullanarak insanları öldürenlerin cezalandırılmaması için her şey yapılıyor. Ya yıllarca bulunamıyorlar, üstelik başka bir devlet kurumundan maaşlarını almaya devam ettikleri halde bulunamıyorlar, ya göstermelik açılan davalar zamanaşımları ile ortadan kaldırılıyor, ya da beraat ediyorlar.


Bunun bir iktidar politikası olduğu tartışılmazdır. Üstelik biz bir basın açıklaması yaptığımızda, mitinge katılıp taleplerimizi dile getirdiğimizde, katledilen evlatlarımızın fotoğraflarını taşıdığımızda, katliamlara karşı çıktığımızda en ağır cezaları uygulamakta geç kalmıyor yargı.. Herkesin gözleri önünde işlenen insanlık suçlarını görmeyen yargı demokratik hakların kullanımı söz konusu olduğunda en büyük “suçları” görüyor. Hayata Dönüş operasyonunda sağ kalıp “ölmeyenler” suçlu. Onlar ölmeyip bu saldırı karşısında direnme haklarını kullandıkları için suçlu.


19 Aralık 2000 operasyonundan sonra açılan ender sayıdaki davalardan, Bayrampaşa Hapisnanesi dış güvenlik görevlisi askerlere açılan dava zamanaşımı ile ortadan kaldırıldı. Bu davada yargılananlar gerçek sanıklar değillerdir. Operasyonu planlayanlar, emir ve talimat verenler, operasyonu yapanlar bu davada sanık değildir. Evlatlarımızın katılleri dönemin savcıları ile askeri yetkililerin aralarında aldıkları karar gereği kimlikleri açıklanmadan serbestçe gezmektedirler. Kimlikleri, sicil numaraları gizli tutulan bu kişiler kimlerdir? Niye kimlikleri hala tespit edilememiştir? Niçin 8 yıldır haklarında tek bir dava açılmamıştır? Ve katliamdan hemen sonra evlatlarımıza davalar açılmışken bu nasıl bir adalettir? Bu kimin adaletidir? Zamanaşımı ile ortadan kaldırılan davada henuz sorgusu dahi alınmayan sanıklar vardır. Sonuçta bir dosya daha bürokrasinin dişlileri arasında ortadan kaldırılmıştır. Operasyonda öldürülenlerin ölümleri hakkında açılan soruşturma ise halen devam etmektedir. Nedense bu soruşturmada gidip gelmektedir. Hukuk dışı kararlarla davanın açılması engellenmeye çalışılmakta, Jandarma Genel Komutanlığı operasyona katılanların isimlerini vermeyeceğini savcıya söyleyebilmektedir.


Peki Adalet nasıl gerçekleşecek? Yoksa bu kurumlar kendilerini yargının üstünde mi görüyorlar? 12 kişinin kurşunlarla,bombalarla,diri diri yakılarak katledildiği ve yüzlerce tutuklu ve hükümlünün ağır yaralandığı 19 Aralık operasyonu hiçbir zaman vicdanlarda affedilmeyecektir. Bu dava bu operasyonun planlarından biridir. Operasyona katılan ve katliamları gerçekleştirenler ne acıdır ki aramızda dolaşmaktadır. Onları koruyan bir iktidar tarafından yönetilmekteyiz. İşte Adalet Gerçeği ! Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen ve operasyon tanıklarının ve mağdurlarının onlarca kez yaptıkları suç duyuruları, belgeler, açıklamalar, iddialar hiçe sayılmıştır yargı tarafından. Katillerin aklandığı bir yargı sistemi kim için ve ne için vardır. O halde bu ülkede demokrasi isteyen, adalet arayan, iktidara muhalefet olan hiç kimsenin can güvenliği yoktur; olamaz. Zamanaşımı adalet arayışını sonlandırmaz. Geçmişteki bütün davalarda olduğu gibi 19 Aralık 2000 operasyonunun hukuk ayağı zamanaşımı kararlarıyla sonlandırılmak isteniyor. Ama başaramazsınız. 19 Aralık 2000 operasyonunu unutturamazsınız.


19 – 22 ARALIK KATLİAMCILARI CEZALANDIRILSIN !


19 -22 ARALIK KATLİAMINI UNUTTURMAYACAĞIZ !


Halkınsesi-TV'den alınmıştır...

Vahşete Tanığız, Adalet İstiyoruz




Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) 27 Haziran Cuma günü saat 13.30'da İstanbul'da Sultanahmet Adliyesi'nde bir basın açıklaması yaptı. 40 avukatın katıldığı basın açıklamasının ardından bu davanın hâkimi Ali Belen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikâyet edildi. Adliye önündeki basın açıklamasını Av. Taylan Tanay okudu. Tanay, 19 Aralık 2000’de Türkiye hapishanelerinde ‘Hayata Dönüş’ adıyla bir katliam gerçekleştirildiğini ve bütün dünyanın bu katliama tanıklık ettiğini belirtti. Tanay, Bu operasyonda 28 tutuklu ve hükümlünün hayatını kaybettiğini, yüzlercesinin ise yaralandığını, bu katliamın ardından sorumluların hiç birinin yargılanmadığını ama tutuklu ve hükümlülere dava açılmış olduğunu ve yüzlerce yıl hapis cezası istendiğine dikkati çekti. Asıl sorumlular yargılanmazken kamuoyunun baskısıyla o sırada hapishanede olan gardiyan ve bir kısım askere dava açıldığını belirten Tanay, "Bu dava boyunca 11 hâkim değişti. Öyle ki değişen hâkimler davanın kaç sanığı olduğunu dahi öğrenemedi. 23 Haziran günü görülen duruşmada ise dava zaman aşımına uğradı." diyerek sorumluların tamamının yargılanmasını istedi.


Sultanahmet Adliyesi'nde okunan basın açıklamasının tam metni:


VAHŞETE TANIĞIZ, ADALET İSTİYORUZ!


19–22 Aralık 2000 tarihi tüm hakların devletin bekası için rafa kaldırıldığı bir milattır. Bu tarihte Türkiye hapishanelerinde tutulan siyasi tutuklu ve hükümlüler devasa bir askeri güç tarafından saldırıya uğramıştır. Ülke çapında 20 ayrı hapishaneye aynı anda yapılan operasyonla 28 tutuklu ve hükümlü ile 2 asker hayatını kaybetmiş, yüzlerce tutuklu ve hükümlü ağır yaralanmıştır. Ahlaksız bir şekilde “Hayata Dönüş” adı verilen operasyon sonrasında sağ kurtulan tutuklu ve hükümlülere onlarca yıl hapis istemine konu davalar ardı ardına açılırken. Operasyonu planlayanlar, yönetenler ve bizzat katılanlar hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Kamuoyunun baskısını gidermek gayesi ile ancak operasyon sırasında ihtiyat görevinde bulunan bir kısım asker ve görevli hakkında göstermelik davalar açılmıştır. Bugün bu davalar da beraat yahut zamanaşımı kararlarıyla birer birer bitirilmektedir.


YARGI 19 ARALIK'DA TARAF OLMUŞTUR


Bağımsız ve tarafsız olduğu ifade edilen yargı 19 Aralık operasyonunda açıkça taraf olmuştur. Bayrampaşa Hapishanesi'ndeki operasyondan sağ kurtularak ölmeme suçunu işleyen tutuklu ve hükümlülere 20 günde soruşturma, 68 günde dava açan yargı ne yazık ki aynı hızı, 12 insanı öldüren, 6 kadını diri diri yakanlara göstermemiştir. Asıl sorumlular hakkında dava açmayan yargı, kamuoyunun baskısını gidermek için ancak operasyon tarihinde hapishanede görevli gardiyanlar ile tutuklu ve hükümlüleri F Tipi Hapishanelere sevk eden askerler hakkında görevi kötüye kullanma ve kötü muamelede bulunma suçu nedeniyle dava açmıştır. Bırakınız gerçek, göstermelik bir yargılama dahi yapılmayan bu yargılamada, mahkemenin hiçbir işlemi adli ve idari makamlarca yerine getirilmedi. Sürekli hâkim değişikliği yapılan mahkeme kaç sanığı olduğunu öğrenemedi. Her türlü hukuksuzluğun sergilendiği Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın 23.06.2008 tarihindeki 23. oturumunda, davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilirken sanıkların ifadesi dahi henüz alınmamıştı. Aynı yargı “zamanaşımı” kararını bir hukuk kurumu olarak olağanlaştıran H.Sami TÜRK’ü yalanmakta gecikmedi. 19 Aralıkta Malatya Hapishane Operasyonu’na direndikleri için tutuklu ve hükümlülere dava açmakla yetinmeyen yargı, davanın zamanaşımına girmemesi için her türlü hukuk kuralını bir tarafa bırakıp, o denli acele karar verdi ki Ölüm Orucunda yaşamını yitiren 5 kişi dahi cezalandırılmaktan kurtulamadı.


SORUMLULAR ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR


Dönemin İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü başta olmak üzere bu operasyonun planlamasında ve icrasında görev alanlar bırakınız yargılanmak, ödüllendirilmişlerdir. Bu kimselerin siyasi ve mesleki kariyer basamaklarındaki hızlı yükselişleri kelimenin gerçek anlamıyla hukukun bittiği yer olmuştur. Bu dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat ERTOSUN, ilk olarak Yargıtay üyeliği ile onurlandırılmıştır(!). 2004 yılında, bu kez, dönemin Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK’in önerisi üzerine, bu operasyondaki büyük katkısı nedeni ile Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanı A.Necdet SEZER’in onayı ile Devlet Üstün Hizmet Madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Ali Suat ERTOSUN’un akıl durduracak nitelikteki hızlı yükselişindeki şimdiki durak, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğidir.


OPERASYONUN GERÇEK NİTELİĞİ AÇIĞA ÇIKMIŞTIR


19–22 Aralık 2000 Operasyonu tek bir merkezden yönetilmiş, aylar öncesinden hazırlanılarak gerçekleştirilmiştir. Operasyon baştan sona Silahlı Kuvvetler tarafından icra edilmiştir. Ülkenin farklı şehir ve bölgelerinde bulunan jandarma birliklerinin görev alması, aynı anda cezaevlerine girilmesi, sayısız bomba ve mühimmat kullanılması, Bayrampaşa, Ümraniye ve Çanakkale Hapishaneleri'nde hava desteği ( 3 adet Skorsky helikopter ) alınması, hapishane duvarlarının kırılarak girilmesi operasyonların askeri niteliğini göstermektedir. Bu anlamıyla gerçekleştirilen operasyonlar “Askeri Harekât”tır. Hâlihazırda süren yargılamalara gelen bilgi ve belgeler göz önüne alındığında Silahlı Kuvvetlerin en tepesinden planlanıp, organize edilmiş, talimatı GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ ilgili Harekât Emri ile verilmiştir. Yine operasyon İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının oluşturdukları kriz merkezleri tarafından yönetilmiştir. Adına “Hayata Dönüş” denilen 19–22 Aralık 2000 Cezaevleri Operasyonları, ‘hayata döndüren’ değil ‘hayata son veren’ operasyonlar olmuştur. Operasyonların görünürdeki gerekçesi, Ölüm Oruçlarının kritik noktaya gelmesine bağlanmıştır. Resmi açıklamalar da bu kapsamda olmuştur. Ancak operasyonlardan hemen sonra anlaşılmıştır ki; asıl amaç siyasi tutuklu ve hükümlülerin, F Tipi Hapishanelere sevk edilmesidir. 19 Aralık Operasyonları, Devletin siyasi tutuklulara yönelik hiç değişmeyen hapishane politikasının bir sonucudur. Bu politikanın ısrarla devam ettirilmesi bugün kimse tarafından hesabı verilemeyecek bir bilânçonun oluşmasına neden olmuştur. Tüm bu süreç boyunca tam 122 insan yaşamını yitirmiş 600’den fazla insan da sakat kalmıştır.


SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR


Bu ülkede yaşayan herkes 19–22 Aralık tarihinde yaşanan vahşete tanıklık etti. Hiçbir mahkeme hükmünün bu gerçeği ortadan kaldırma kudreti yoktur. Dört duvar ardında savunmasız insanları katledenler acımasız bir şiddete maruz bırakanlar cezalandırılmalıdır.


ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ

Kübalı 5'ler: Asla vazgeçmeyeceğiz




Amerikan hapishanelerinde tutulan Kübalı beş devrimci, farklı eyaletlerde tutulmalarına karşı ortak mekanlarda birlikte olma taleplerinin hayata geçirilmemesi nedeniyle “Mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” başlıklı bir mesaj yayınladı.


Amerika’nın farklı eyaletlerinde tutuklu bulunan beş Kübalı devrimci, aynı davadan yargılanmaları nedeniyle, aynı ortak mekânlarda birlikte olma talebinde bulunmuşlardı. Beşler arasında yer alan Ramón Labañino Salazar imzası ile yayınlanan mesajda şu ifadelere yer verildi.
Amerika cezaevlerinde tutulan beş Kübalı yurtseverden dünya haklarına:

Mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

“Devrimin 50. yılı”

Sevgili Kardeşler:


Siyasi otoritenin olağanüstü baskısı altında, Atlantalı üç hakimin verdiği mahkeme kararını henüz yeni almış bulunuyoruz. Bunlardan ikisi, bizleri birbirimizden ayırmak, tecrit etmek, bölmek ve zayıflatmak için aynı davadan yargılanan bizlerden, sadece üçümüzün bir arada olabileceğini kabul ederek, neredeyse bizim bütün taleplerimizi reddetti.


Yine yanıldılar. Asla mücadele etmekten ve bu zalim haksızlığa karşı, yasal haklarımızı kullanmaktan vazgeçmeyeceğiz. Asla bizleri bölemeyecekler. Ne Girardo ve Rene’den, ne de bizi birbirimizden ayıramayacaklar. Biz beşleriz, zaferin sonuna kadar da beşler olarak kalacağız. Seslerimizi yükseltmenin, hemen şimdi özgürlüğe zorlamanın ve bunu göstermenin ve de akıl almaz haksızlığı gidermenin zamanıdır.


Bu kararlı direnişte hepinize güveniyoruz.! Birlikte kazanacağız!

Sevgili kız ve erkek kardeşler var olduğunuz için teşekkürler!

Beşlerin aşkı ve umudu sizlerle!

Hasta la Victoria- Daima zafere kadar!

Ramón Labañino Salazar.
U.S.P McCreary
Kentucky - Amerika Birleşik Devletleri.

Çeviren : Atiye Parılyıldız Granma 29 Haziran 2008


Atılım'dan alınmıştır...

Kuralsızlık 99. canı da aldı




KARTAL (04.07.2008)- Tuzla tersanelerinde, 9 Mayıs'ta açık unutulan ambar kapağından 12 metre aşağıya düşen Kemal Turan adlı işçi önceki gün yaşamını yitirdi. Turan'la birlikte, tersanelerde organize iş cinayetlerine kurban gidenlerinin sayısı 99'a yükseldi.
Tersane işçilerinin sendikaları Limter-İş sendikası öncülüğünde 16 Haziran'da greve çıkarak isyan ettiği kuralsızlık ve taşeron sistemi bir işçinin canına daha mal oldu. Başbakanın muhatapsız çözüm aradığı, Çalışma Bakanının “Ölümler devam edecek” dediği Tuzla Tersanelerinde, 99. organize cinayet işlendi.


Bu son olsun

53 gündür hastanede yaşam mücadelesi veren Kemal Turan'ın acılı eşi "Bu son olsun" diye feryat etti. 9 Mayıs'ta Selah Tersanesi'nde meydana gelen, bir işçinin ölüp 5 işçinin yaralandığı patlamadan 1 saat sonra, Gisaş İskelesi açığındaki Zeeland adlı gemide montaj yapan 47 yaşındaki Kemal Turan, açık unutulan ambar kapağından 12 metre aşağıya düşerek ağır yaralanmıştı. Düşerken başını demire çarparak darbe alan ve kollarında ve bacaklarında kırıklar oluşan Turan 2 gün tedaviden sonra taburcu olmuş ancak 10 gün sonra koma halinde yeniden hastaneye kaldırılmıştı. Turan 53 gün süren yaşam mücadelesinin ardından önceki gün hayatını kaybetti. Aynı gün Kocaeli'nin Gebze İlçesi'ne götürülen Turan, Pelitli köyünde toprağa verildi.


Atılım'dan alınmıştır...

29 Haziran 2008 Pazar

"DEHŞETİ YAŞADIM"

ÖZGÜR ÜLKE GAZETESİ'NİN BOMBALANMASI HABERİ...









MİLLİYET GAZETESİ / 1994



26 Haziran 2008 Perşembe

Kağıtsızlar hapishaneyi ateşe verdi




Fransa’da sınırdışı edilmeyi bekleyen göçmenlerin tutulduğu bir hapishanede, Tunuslu bir göçmenin hücresinde ölü bulunmasının ardından isyan başladı. Tutsaklar, hapishaneyi ateşe verdi. İnsan hakları savunucuları, tutsaklara yönelik uygulamaları protesto etti.


Geçtiğimiz Cumartesi günü, 273 göçmenin tutulduğu Paris yakınlarındaki Vincennes Sınırdışı Hapishanesi'nde Tunuslu bir mülteci hücresinde ölü bulundu. Türk ve Kürt tutsaklarında bulunduğu hapishane ateşe verildi, isyan başladı. Tunuslu göçmenin kalp krizi nedeniyle öldüğü açıklanırken, isyanda 20 kişinin yaralandığı belirtildi.

Hapishane önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları ve demokratik kurumlar, hükümetin sınırdışı politikasını ve tutsaklara yönelik uygulamayı protesto etti, tüm 'kağıtsızların' serbest bırakılmasını istedi.

Irkçılığa Karşı Halklar Arasında Dostluk Hareketi MRAP ve Sınır Tanımayan Eğitim Ağı RESF temsilcileri yaptıkları konuşmalarda, yaşananların sorumlusunun hükümet olduğunu belirttiler. MRAP temsilcisi, “Bu üzücü ölüm bu insanlık dışı, acımasız kriminalize edilmiş takıntılı göçmen politikasının sonucudur” dedi, hapishanenin kapatılmasını istedi.

Fransa Başbakanı François Fillon, 2008 yılı içinde 26 bin kağıtsız göçmeni sınırdışı edeceğini açıklamıştı. Sarkozy, İçişleri Bakanı olduğu 2006 yılında kitlesel sınırdışı politikası izledi. Fransa’da göçmen avına gidildi, özel sınırdışı hapishaneleri inşa edildi, yüzlerce sığınmacı buralara konuldu.


Kaynak; ATILIM