10 Kasım 2007 Cumartesi

Cezaevinde sessiz ölüm

ÇHD, yeni İnfaz Yasa Tasarısı'nı 'Mahpusluktan Kürek Mahkûmluğuna' başlığıyla ele aldı

Çağdaş Hukukçular Derneği'nin (ÇHD) incelemesi yeni "İnfaz Yasa Tasarısı''nın , mahkûmu insan olarak görmediğini, despotik bir çizgiyi temsil ettiğini ortaya koydu. Tasarıda 12 Eylül'ün bile başaramadığı uygulamalar bulunduğu vurgulanarak amacın ''her türlü işkencenin, zamana yayılmış sessizce öldürmenin toplumdan gizlenmesi için gerekli 'yüksek güvenliğin' sağlanması'' olduğu belirtildi.
Baro raporlarına da yer verilen çalışmada hücre , tecrit, tretman (iyileştirme) ve tek tip elbise uygulamalarının çok sayıda hükümlünün yaşamına mal olacağı kaydedildi. ÇHD ''Sessiz direnişte bulunmak'', ''Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak'' ve ''Gereksinimden çok yayın bulundurmak'' gibi kısıtlamalar karşısında söylenebilecek söz kalmadığını vurguladı.

ALPER TURGUT

Çağdaş Hukukçular Derneği'nce (ÇHD) çıkarılan ''Çağdaş Hukuk'' un özel sayısında, yeni "İnfaz Yasa Tasarısı'' masaya yatırılırken F tipi cezaevleri, hücre, tecrit, tretman (iyileştirme) ve tek tip elbise gibi sorunlar mercek altına alındı. Baro raporları, disiplin cezaları incelemeleri ile tutuklu ve hükümlü mektuplarına da yer verilen ''F tipinden Yeni İnfaz-İzolasyon Yasası'na, Mahpusluktan Kürek Mahkûmluğu'na'' başlıklı yayında, tasarının amacının ''her türlü eziyet ve işkencenin, zamana yayılmış sessizce öldürmenin toplumdan gizlenmesi için gerekli 'yüksek güvenliğin' sağlanması'' olduğu belirtildi.

ÇHD, ''Ceza ve İnfaz Yasa Tasarısı'' nın hukuksal eleştirisinde, tasarıda hakların her an geri alınabilir bir ödül olarak gösterildiğini vurgulayarak ''Tanınmış gibi görünen kısmi haklar boyun eğdirme ve sindirme politikasının aracı olarak düzenlenmiştir'' tespitinde bulunuyor. Tasarının 64. maddesinde, tek tip elbise giyilmesinin zorunlu, reddedilmesinin disiplin suçu olarak düzenlendiği kaydedilen raporda, 12 Eylül faşizminin başaramadığı bu uygulamanın, birçok hükümlünün yaşamına mal olmadan engellenmesi istendi. Raporda, tasarının 82. maddesinde, hukuk dışı ''zorla müdahale'' imkânı arandığı ifade edilerek şu görüşlere yer verildi: ''Zorla müdahale nedeniyle insanlar yaşamını yitirmiş, yüzlerce tutuklu ve hükümlü sakat kalmıştır. Müdahaleler çok daha kapsamlı ve ağır sonuçlar doğuran yeni eylem biçimlerine (kendini yakma vb.) yol açmaktadır. Maddeden anlaşılan, Adalet Bakanlığı'nın geçen 4 yıl içerisinde ülkemiz cezaevlerinde meydana gelen acı olaylardan hiç ders çıkarmadığı ve hukuk dışı idare mantığını yenilemeye ihtiyaç duymadığıdır. Düzenleme tamamen kaldırılmalıdır.''
Tasarının 34. maddesinin girişinde düzenlenen ''Kurumlarda, odalar ve eklentilerinde, hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabilir'' hükmünün, kişi güvenliği ve özgürlüğünü ortadan kaldıracağı için anayasanın 19. maddesine aykırı olduğunun altı çiziliyor.

''Haberleşme ve İletişim Araçlarından Yoksun Bırakma veya Kısıtlama'' yı düzenleyen 40. maddenin, tutuklu ve hükümlüleri mektup, telgraf, televizyon, radyo, gazete, dergi, kitap ve diğer iletişim araçlarından bir aydan üç aya kadar yoksun bırakmasının tecrit koşullarını ağırlaştıracağı belirtildi.

Raporda, ''disiplin cezalarında kıyas'', ''disiplin soruşturmalarında savunma hakkı' ve ''yönetim tarafından alınacak tedbirleri'' içeren maddelerin de hukuka ve anayasaya aykırı olduğu kaydedildi.

ÇHD ayrıca ''Kurumda kapıların açılması ve temasın önlenmesi'', ''Hücreye koyma'', ''Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma'', ''Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma'', ''Nakil'' ve ''İş karşılığı verilen ücretten kesme veya işten bütünüyle yoksun bırakma'' gibi maddeler ile çeşitli düzey ve yoğunlukta ''izolasyon'' uygulamasının dayatıldığını vurguluyor. Tasarının 24. maddesi ikinci bendinin trajik bir şekilde ''engizisyon'' yükümlülüklerini hatırlattığı belirtilen raporda, ''İnfaz idaresine göre hükümle birlikte bedenin 'mülkiyeti ve intifa hakkı' el değiştirmiştir'' yorumunda bulunuluyor.

Cumhuriyet Gazetesi / 19-08/2004

Sır Perdesi Genişliyor



Taksim'de öldürülen Önder Babat'ın ailesini arayıp kendisini polis olarak tanıtan bir kişi, cinayetin tek kanıtı olan kurşun çekirdeğindeki silinti ve kazıntıların balistik raporuna yansımadığını ileri sürdü


ALPER TURGUT


Üniversite öğrencisi Önder Babat 'ın Taksim'de öldürülmesinin üzerinden 5 ay geçti ancak fail bulunamadığı için bir türlü dava açılamadı. Babat'ın ailesini arayan bir polis, cinayetin tek delili olan kurşun çekirdeğinde bulunan ''silinti'' ve ''kazıntı'' ların balistik raporuna yansımadığını öne sürdü. Avukat Anıt Baba , bu iddia hakkında gereğinin yapılması için cumhuriyet savcılığına dilekçeyle başvurdu. Babat ailesi ise cinayeti soruşturmakla görevli polisler hakkında ''ihmal'' ve ''savsaklama'' suçu işledikleri gerekçesiyle Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na önümüzdeki salı günü suç duyurusunda bulunacak.


İDDİALAR ÇÜRÜDÜ


İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Önder Babat, 3 Mart 2004 günü İstiklal Caddesi'nin İmam Adnan Sokak girişine yakın bir bölgede uzak bir mesafeden başına sıkılan tek kurşunla yaşamını yitirmişti. Babat'ın, taş düşmesi, seken kurşun, serseri kurşun, yorgun kurşun gibi etkenler sonucu hayatını kaybettiği iddiaları ise bir süre sonra çürümüştü.
Adli Tıp Kurumu'nun raporunda, Babat'ın direkt atışla hedef alındığı, büyük olasılıkla aynı sokakta bir binanın içinden veya susturucu takılmış bir namludan çıkan, yüksek enerjili 9 mm. çapında bir kurşunla vurulduğu kesinleşti. Babat'ın kafasından çıkarılan kurşun çekirdeğinin, ekspertiz incelemesinde ise ''faili meçhul diğer olaylarla herhangi bir bağlantısının tespit edilemediği'' açıklandı.


İddiaya göre, bir süre sonra aileyi emniyet mensubu olduğunu söyleyen ancak ismini vermek istemeyen bir kişi aradı ve şu iddialarda bulundu:
''Kriminal Şube Müdürlüğü'ndeki ekspertiz incelemesi sırasında, mermi çekirdeği üzerinde silah aidiyetini belirsiz kılmak için kasıtlı olarak yapılmış kimi silinti ve kazıntılar tespit edildi. Ancak balistik raporu hazırlanırken anlaşılmaz bir şekilde bu durumun raporlara yansımadı.''
Bu iddia hakkında gereğinin yapılması için hazırlık soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcısına dilekçe ile başvurulduğunu anlatan Avukat Anıt Baba, ''Bu iddia gerçekse işlenmiş olması muhtemel suçun vasfının da ağırlaşacağı açıktır'' dedi.


YAŞAMA HAK TANIYIN


Babat'ın ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte 3 Ağustos Salı günü Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunacaklarını vurgulayan avukat Baba şöyle konuştu:
''Babat cinayetinde görevi ihmal veya savsaklama suçu işleyen kamu görevlileri hakkında cezalandırılmaları istemiyle şikâyette bulunma zorunluluğu doğmuştur.''
Emniyet yetkilileri ise soruşturmanın savcılık tarafından yürütüldüğünü belirterek iddialarla ilgili şu ana dek herhangi bir açıklama yapmadı.
Genç üniversitelinin yaşamını yitirdiği İmam Adnan Sokak'ta yarın, Umut Vakfı'nın Bireysel Silah(SIZLANMA): YAŞAMA HAK TANIYIN! konulu kısa film ve animasyonlu sokak gösterimleri başlıyor. Türkiye'deki bireysel silahsızlanma mücadelesinin lokomotifliğini üstlenen vakfın etkinlikleri 6 Ağustos'a dek sürecek.


Cumhuriyet Gazetesi / 01-08-2004

GECEKONDUCULAR BİRLEŞTİ

İstanbul'da 'Yıkımlara hayır mitingi'

*Yıkımlara Karşı Emekçi Halk Koordinasyonu tarafından bugün saat 13.00'te Kadıköy İskele Meydanı'nda gerçekleştirilecek ''Yıkımlara Hayır Mitingi''ne, gecekondu sahipleri dışında meslek odaları, sendikalar, siyasi partiler de katılacak.

ALPER TURGUT

Gecekondu bölgelerindeki evlerin yıkılarak yerine sosyal konutların yapılmasını içeren ''Kentsel Dönüşüm ve Sosyal Rehabilitasyon Projeleri'' ne tepki çığ gibi büyüyor. Gecekondu mahallelerinde oturanlar, yıkımların siyasi bir karar olduğunu belirterek komiteler, platformlar kuruyor ve eylem takvimini hayata geçirmeye hazırlanıyorlar. Sivil toplum örgütlerinin de desteklediği yıkım karşıtı miting ise bugün Kadıköy'de gerçekleştirilecek.

İstanbul'u yönetenler, Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında, 250 bin konutun yıkılacağı, 3 milyon insanın da yer değiştireceğini ifade ediyor. Kentteki bir buçuk milyon kaçak yapıdan yüz bini hakkında yıkım kararı çıktığını vurgulayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, son sekiz ay içerisinde bunlardan 1658 tanesinin yıkıldığını, 1200 bina için de suç duyurusunda bulunulduğunu açıklıyor. Projenin zenginlere yeni olanaklar sağlayacağını, inşaat ve emlak sektörüne kazanç getireceğini savunan gecekondu sahipleri ise, ''Birçoğumuz işsiz olan bizleri bir de evsiz bırakıp villalar, golf sahaları, tatil köyleri, iş, alışveriş ve eğlence merkezleri açacaklar'' diyor.

''1970'li yılların sonuna doğru kurulmaya başlanan ilk evlerin ardından başlayan ve 1990'ların ortalarında artan göçle birlikte hız kazanan gecekondu gerçeğini devlet ve hükümet daha yeni mi fark etti?'' diye yakınan gecekondu sahipleri şöyle konuşuyor:
''Örneğin muhtarlık binası, sağlık ocağı, okul, cami, cemevi, asfalt yol, su, elektrik, telefon bulunan bir yer nasıl kaçak olabilir? Gazi Mahallesi, Okmeydanı, Gülsuyu-Gülensu Mahallesi, Mustafa Kemal Mahallesi, Aydos, Nurtepe, Bayramtepe, Ayazma, Alibeyköy, Güzeltepe... Liste uzayıp gider. Buralarda yıllardır bir arada bulunan, komşuluk, dostluk ilişkileri kuran ve tek suçları yoksulluk olan yüz binlerce kişi yaşıyor.''

Yıkımlara karşı herkesin farklı eylem anlayışı olduğunun da altını çizen gecekondu sahipleri şunları söylüyor:
''Kimi Taksim Meydanı'ndaki otobüs duraklarını kondu haline getirirken kimi F1 yarışları sırasında Akfırat'ta 'Zenginlere Formula, yoksullara yıkım' pankartı açıyor. Bunun dışında yıkılan gecekondusu karşılığında inşaat halindeki villalara saldıranlar da var, molotofkokteyli ve taşlarla yıkımlara direnenler de. Kentsel Dönüşüm Projesi'nin ardından gecekondu mahallelerinde rant avına çıkan silahlı çeteler peydah oldu. Esnafa saldıran, ailelerimizi korkutan bu çetelere göz yumulduğunu düşünüyoruz. Yıkım sorunu ve çetelerin tehdidi nedeniyle her an istenmeyen olaylar yaşanabilir.''

Cumhuriyet Gazetesi / 28-08-2005

F tipi cezaevinde kanser tedavisi!


18 ayda altı kez operasyon geçiren Erol Zavar'a 'hapishane koşullarında tedavisi mümkün' raporu verildi

*İki çocuk babası Erol Zavar, 4 yıldır tecrit koşullarında kanserle mücadele ediyor. Eşi Elif Zavar, ameliyat öncesi bile şiddete maruz kaldığını öne sürdüğü Erol Zavar için insanca koşullarda yapılacak bir tedavi isteminin yetkililer tarafından kabul edilmediğini belirtiyor.

ALPER TURGUT

F tipi cezaevinde yatan iki çocuk babası Erol Zavar , yaklaşık 4 yıldır tecrit koşullarında kanserle mücadele ediyor. Eşi Elif Zavar , son 18 ay içerisinde altı kez ameliyat edilen kocasından 30'a yakın tümör alındığını belirterek ''Erol, durumunun daha da ağırlaşacağını bile bile insani koşullarda tedavi olabilmek için kısa süreli açlık grevi yaptı. Buna karşın baskılar devam ediyor ve sağlık durumu gitgide kötüleşiyor. Erol'un cezaevinde ve hastane koğuşlarında iyileşebilmesi mümkün değil'' diye konuşuyor.

Elif Zavar, eşinin yaşama dört elle sarılabilmesi için tam donanımlı bir hastanede, her türlü baskı ve şiddetten uzak bir şekilde tedavi görmesi gerektiğini vurguluyor. ''Sevdiğiniz insan ölüme her geçen gün biraz daha yaklaşıyor. Ama önünüze aşamayacağınız engeller konularak çaresiz bırakılıyorsunuz'' diyen Elif Zavar, eşinin hastalığı süresince yaşadıklarıyla ilgili olarak şunları söylüyor: ''Erol, cankurtaranla değil, ring araçlarıyla hastaneye götürülüyor. Yol boyunca sürekli hakarete uğruyor ve tartaklanıyor. Bu da yetmezmiş gibi ameliyata alınmadan önce çırılçıplak soyulup dövüldü. Eşim, hijyenden uzak bir ortamda, tecrit altında tutuluyor. Ameliyat dışında radyoterapi, kemoterapi gibi yöntemler ise tedavisinde kullanılmıyor. Cezaevinde ve hastanede bir insanlık suçu işleniyor.''

Siyasi hükümlü Erol Zavar'ın tedavisinin dışarıda yapılması için Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığı'na eşi Elif Zavar beş, avukatları ise üç kez başvuruda bulundu. Dilekçelerin hepsine, ''Zavar'ın cezaevinde yatmasında sakınca bulunmadığı ve sağlık durumunun iyi olduğu'' yanıtı verildi. Ankara, İstanbul ve İzmir'de yapılan ''Erol Zavar'a özgürlük'' kampanyasında toplanan 10 bin imza Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı'na gönderildi. Cumhuriyet Savcılıklarına birçok kez suç duyurusunda bulunuldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapılan başvuru üzerine açılan dava ise karar aşamasında... En son elindeki belgelerle Ankara Tabipler Odası'na danışan Elif Zavar, ''Erol Zavar'ın ileri derecede kanser olduğu, tetkiklerinin Sağlık Bakanlığı tarafından veya üniversite hastanesince tekrar yapılıp karar verilmesi'' yönünde alternatif rapor aldı. Elif Zavar, eşinin sağlık durumunun kötüleşmesinden sorumlu tuttuğu Adalet Bakanlığı'na dava açmaya hazırlanıyor.

Yine kanser hastaları Esmer Yaman ve Gülsüm Aslan , cezaevi koşullarında tedavilerini güçlükle sürdürüyorlar. Filiz Gülkokuer, Hayati Kaytan, Mehmet Yıldırım, Hatice Yaman, Fatma Gündüz, Fatma Tokmak, Savaş Kör, Ersin Eroğlu, Bayram Sarıtaş, Zeynel Karabulut, Hasan Rüzgâr, Fatma Tokmak, Azime İbiş ve Mesut İbiş 'in aralarında bulunduğu çok sayıda tutuklu ve hükümlü ise ağır fiziksel hastalıklar ve psikolojik rahatsızlıklarla boğuşuyor.
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

HİKMET ÇETİNKAYA
Tecritte Ölüm...

Öyküleri birbirine benziyor. Dinledikçe canını acıtıyor insanın...
Sessiz çığlıklarını kimse duymuyor!..
Sanki yürekler taş kesilmiş...
Onlar, dört duvar arasından yazdıkları mektuplarda, ölüme adım adım yaklaştıklarını anlatıyorlar. Aileleri basın toplantıları düzenliyorlar...
Bir duyurabilseler seslerini!..
Güneşin rengini, yıldızların soluk alışını, çiçeklerin kokusunu, denizin mavisini, bebeklerin gülüşünü çoktan unuttular...
Her hafta onlarca mektup alıyorum cezaevlerinden...
Sitem dolu mektuplar!..
Dört duvar arasına sıkışmış genç insanlar yaşamdan, umuttan söz ediyor , bir çay içimlik sürede kendi öykülerini anlatıyorlar!..
Yarı uykunun güneşlerinden bir demet kır çiçeği uzatıyorlar yüreklere!..
Suskun değiller, hep konuşuyorlar...
Nasıl anlatsam onların öykülerini, nasıl dokunsam kalem tutan parmaklarına, inanın bilemiyorum...

Alper Turgut'un Cumhuriyet'teki haberini okurken, benim de bildiğim o öykü bir insanlık dramı olarak içimi acıtıyor...
Ölümcül hastalıklar yakalarına yapışmış bir kez, bir türlü bırakmıyor...
Hücrede yaşam sağlık sorunlarını arttırıyor. Kiminin gözleri görmüyor, kiminin bacakları tutmuyor...
İntiharlar çoğalıyor F tipi cezaevlerinde...
Alper Turgut, 2002 yılında on iki tutuklu ve hükümlünün intihar ettiğini yazıp ekliyor:
''Tutuklu ve hükümlü yakınları ve insan hakları savunucuları, hücre tipi cezaevlerinin akıl hastanelerine dönüştüğünü öne sürüyorlar...''
Acaba bu toplumun, cezaevlerindeki intiharlardan haberi var mı? Acaba bu toplum Volkan Ağırman 'ı, Halit Koçyiğit 'i tanıyor mu?

****

Siyasi tutuklu Ali Şahin 'in ölüm haberini duydunuz mu siz?..
Yirmi dört yaşındaydı Ali. 19 Aralık 2000 tarihinde ''Hayata Dönüş'' operasyonunda yaralanan Ali Şahin, Tekirdağ F Tipi Cezaevi'nde sekizinci ekip üyesi olarak ölüm orucuna başlamıştı...
Ali'nin öyküsü hüzün vericiydi...
Ölüm orucunu yarıda kesti Ali...
Çünkü lösemiye yakalanmıştı...
Bir süre sonra öldü!..
Peki yetmiş bir yaşında Mehmet Yurdakul 'un öyküsünü dinlediniz mi hiç?
Zile M Tipi Cezaevi 'nde yatıyordu Mehmet Yurdakul. Akciğer kanseri olmuştu. Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırıldı ve bir süre sonra taburcu edildi...
Ankara Numune Hastanesi, Mehmet Yurdakul için ''sağlam'' raporu vermişti...
O da bir süre sonra öldü!..
Bir süre önce Erol Zavar 'ın öyküsünü okudunuz bu köşede...
Erol Zavar, mesane kanseriydi...
Evli ve iki çocuk babası olan otuz dört yaşındaki Erol Zavar, hâlâ Tekirdağ F Tipi Cezaevi revirinde...
Mesane kanseri olan Erol Zavar cezaevi revirinde tedavi görebilir mi?
Grip değil Erol, kansere yakalanmış bir hükümlü!..
Hüseyin Yıldırım ise felç!.. Orhan Eroğlu felç...
Yirmi dört yaşındaki Ali Şahin'in ölümü, diğerlerinin böbrek, kemik erimesi, kanser olması nedense bizleri hiç ilgilendirmez!
F tipi cezaevlerinde ölüm orucu eylemlerinde 112 kişi yaşamını yitirdi son dört yıl içinde...
Bir insanlık dramı yaşanıyor F tipi cezaevlerinde...
Türkiye 2004 yılında bir ayıba alkış tutabilir mi?

****
AKP iktidarı sabah akşam demokratikleşmeden, insan haklarından, özgürlüklerin genişletilmesinden söz ederken cezaevlerinin sorunlarını ağırlaştıran bir tutum sergiliyor...
Tutuklu Aileleriyle Dayanışma Derneği (TUAD) , cezaevlerinde demokratikleşmeyi dışlayan hak ihlallerinin yaşandığını öne sürüyor...
Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında Kanun Tasarısı, yeniden tek tip elbiseyi , tecridin yaygınlaşmasını, zorla çalıştırmayı içeriyor...
Bir başka önemli nokta:
Aileler cezaevlerindeki yakınlarıyla 'Türkçe' konuşacaklar görüşmelerde. Eğer, Türkçe yerine örneğin 'Kürtçe' biliyorlarsa görüşme yasağı var...
Olacak şey değil!..

Cumhuriyet Gazetesi

Kızıl Hacker'lar 1 Mayıs'ta eylemdeydi

1500 SİTEYİ ÇÖKERTTİLER

ALPER TURGUT

Sanal âlemde tam 8 yıl önce kurulan ve kendilerine ''Kızıl Hacker'lar'' adını veren bir grup, ''tüm emekçilerin 1 Mayıs'ını kutlamak için'' 1500'ü aşkın internet sitesini hack'ledi. Mardin ve Osmaniye il emniyet müdürlükleri, Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve DYP Çankaya İlçe Teşkilatı'nın da aralarında bulunduğu çökertilen sitelere, ''Hacked by RHT'' (Kızıl Hacker Grubu tarafından hack'lenmiştir) ibaresi yerleştirildi.

Emekçi bayramını meydanlarda değil de farklı bir şekilde sanal âlemde kutlama kararı alan Kızıl Hacker'lar, 30 Nisan günü başlattıkları eylemlerini 3 gün sürdürdüler. Kızıl Hacker'lar tarafından çökertilen siteler arasında ayrıca Hakiki Koç turizm işletmesi, sendikalar, dershaneler, müzik şirketleri, oteller, Rotary Kulübü, çeşitli ülkücü siteler, kişisel siteler ve yerli-yabancı çeşitli firmalara ait internet sayfalarının olduğu ifade edildi. Hiçbir örgütle ilişkileri bulunmadığını, sadece devrimci ve demokratlara bağlı olduklarını açıklayan Kızıl Hacker'lar, 1997'de kurulan takımın bugüne dek birçok soruşturma geçirdiğini, eski bir üyelerinin de ''bilişim suçu'' iddiasıyla halen cezaevinde yattığını belirttiler.

Grubun açıklamasında, ''Kırılan yerler genellikle milliyetçi firma ve sanatçıları bünyesinde bulunduruyor. Yükselen ırkçılık ve bunun net ortamına yansımasından sonra, grubumuz sanal alanda devrimci sitelere karşı yapılan saldırılara yanıt verip işçi sınıfının yanında olmaya çalışmaktadır'' denildi. Kızıl Hacker'lar (Redhack) daha önce de Başbakanlık, RTÜK, MHP, Garanti Bankası, HSCB Bankası ile binlerce devlet sayfasını kırmıştı.

Cumhuriyet Gazetesi / 05-05/2005

Kadıköy'deki mitingden izlenimler...

Son yılların en kalabalık 1 Mayıs'ı

ALPER TURGUT

Kadıköy Meydanı'nda bir pazar günü ve sağanak beklentisine karşın hava çok güzel... Yıllar sonra işçilerin meydanlarla barışıp, kendilerine ait olan 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı'na dev gibi bir güçle katılması ise her şeyden güzel... Son yılların en kalabalık, en kitlesel kutlamasını yaratan emekçiler, geçen yıl yanlışa düşüp iki farklı meydanda toplanmışlardı, ancak bu yıl bölünmeye inat, güçlerini birleştirme kararı alınca daha bir güçlü çıktı ses... Her renkten bayrak ve dövizler, onbinlerin elinde yükselerek ve farklı noktalarda toplanan 4 ayrı kol birleşip insan seline dönerek alana yürüdüler.

Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao, Atatürk, Clara Zetkin, Che ... İdam edilerek 1 Mayıs'a kan ve can veren Chicago Beşlisi , evrensel kahraman Don Kişot sonra Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya, Süleyman Yeter, Hasan Ocak, Önder Babat ... 1977, 1989 ve 1996 1 Mayıslarında yaşamlarını yitirenler, Yılmaz Güney, Ruhi Su, Rıfat Ilgaz . Tüm önder, değer ve figürler, fotoğraf ve resimler dışında yüreklerde de taşındı. İşçi, memur, gazeteci, sanatçı, emekli, öğrenci, komünist, anarşist, kadın, erkek, ihtiyar, genç... Alana sığmadılar. Tekerlekli sandanyeler, kundaklar aracılığıyla da olsa coşku kaçınılmaz çünkü çoktan davul, zurna sesleri, çeşitli dillerden sloganlara karıştı. Takım elbiselerini giyip gelmiş olan eski TKP'liler, çelenkleriyle alana renk verdiler. 12 Eylül öncesinde büyük bir gençlik hareketi olan İlerici Gençlik Derneği (İGD) üyeleri de bir nostaljiye can verircesine alandaki yerlerini aldılar.

Kadıköy'de 9 yıl önce kan ve şiddetin ön plana çıktığı 1 Mayıs eyleminden sonra ilk kez bu alan emekçilere açılıyordu. Korkulan olmadı, güvenlik güçleri soğukkanlı davrandı ve kendini gruplardan uzak tuttu, hatta kendilerine ''Kızıl Sancaklılar Birliği'' adını veren rap rap uygun adım yürüyüp tek tip elbise giyen Haklar ve Özgürlükler Platformu bile alana sorunsuz girdi.

Cumhuriyet Gazetesi / 02-05-2005

F tipi cezaevi ziyaretine kalp pili engeli

DOKTOR RAPORUNA RAĞMEN OĞLUNU GÖREMEDİ

Kalbinde pil olan Ali Akpınar, ölüm riski taşıdığı için X-Ray cihazından geçmeyince oğlunu göremedi. Cezaevi yetkilileri doktor raporuna karşın Akpınar'ı elle ramayı reddetti.

ALPER TURGUT

Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nde kalan Wernicke Korsakoff hastası Hüseyin Akpınar 'ın babası Ali Akpınar , kalbindeki pil yüzünden X-Ray cihazından geçemeyince oğlunu göremedi. Konuyla ilgili olarak suç duyurusunda bulunan Hüseyin Akpınar, ayrıca babasının yaşadıklarını TBMM İnsan Hakları İzleme Komisyonu'na mektup yazarak bildirdi.

Bağcılar'da oturan Ali Akpınar, kalp rahatsızlığı nedeniyle 2004 yılının yaz aylarında ameliyat oldu ve kalbine pil takıldı. Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi'ne yatan oğlu Hüseyin Akpınar'ı 31 Mart 2005 Perşembe günü görmek isteyen babanın ziyareti kalp piline takıldı. X-Ray cihazından geçmesi tehlikeli ve riskli olan Ali Akpınar, cezaevi görevlilerine doktorlar tarafından kendisine verilen ''X-Ray cihazından geçmemesi gerektiği'' yönündeki rapor ile kalbinde pil takılı olan hastaların özel kimlik kartını gösterdi. İddiaya göre, elle arama yapılmasını isteyen Ali Akpınar'a cezaevi yönetimi tarafından X-Ray cihazından geçmesi gerektiği iletildi.
''Ya geç, bir şey olmaz'' yanıtını alan baba Ali Akpınar, tüm girişimlerine karşın sonuç alamayınca oğlunu göremeden geri dönmek zorunda kaldı. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği tarafından yapılan açıklamada, ''Baba, oğlunu göremediğine mi yansın, oğlunu görebilmek için hayatını tehlikeye atması gerektiğine mi? Ne olacak peki? Oğlunu göremeyecek mi bu baba? Ya da ölmesi mi gerekiyor? Tecrit işkencedir'' denildi.

Kalp pili olan hastalar, X-Ray cihazından geçme zorunluluğunun olduğu emniyet, havaalanı, cezaevi gibi yerlerde, X-Ray cihazından geçmeyerek kendilerini elle aratıyorlar. Hatta insan sağlığını tehlikeye sokmaması için kalp pili olan hastalar geçerken bu cihazların kapatılması gerekiyor.

Cumhuriyet Gazetesi / 20-04-2005