ferhat gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ferhat gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2008 Cumartesi

"Açın artık kapılarınızı, çocuklarınız dışarı çıksın"



Berat Günçıkan


Seyrediyoruz. Yunanistan’da gençler polisin on beş yaşındaki bir genci öldürmesini protesto ederken ülkeyi ateşe veriyor, sistemi simgeleyen bütün vitrinleri alaşağı ediyor, dahası yılbaşı çamını yakıp geçmişlerini, geleceklerini, gelenekleri, aldatmacaları, her şeyi ama her şeyi parçalıyor. İhtimal akıllarında yenisine dair güçlü bir alternatif de yok, ateş kendilerini nereye sürüklerse oraya gidecek, yeniyi yolda arayacaklar. Önemli olan şimdi, bugün, içlerinden birinin öldürülmesi hayatlarına konan ambargonun yarattığı öfkeyi patlattı. Çünkü biliyorlar ki kendilerini hesaba katmayan bir gelecek, gelecek değil!


Bizdeki gençler mi? Aman canım, sadece aptal, tüketici bir güruh! Okumazlar, düşünmezler, sormazlar, kendilerini kurtarmaktan başka hiçbir şeyi dert edinmezler… Bizdeki gençler birer hayal kırıklığı, bedbaht yaşlı hayatların turnusol kâğıdıdır! Bilgeliği değil bilginin iktidarını kuranlara biatla ölçülür hayatlarının manası. Biat yoksa gençlik de yoktur…





Bu yüzden talep eden, kıran, döken, başka türlü düşünen, başka bir hayatın mümkün olduğunu dillendiren genç haindir. Polis kurşunuyla sakatlanmışsa Ferhat Gerçek gibi ya da Engin Çeber gibi öldürülmüşse, hak etmiş demektir. Aileye, devlete, dine kalkan eller kırılmalıdır, kırılır. Demokrasi talebini bile vatana ihanetle eş tutanlar için ağzını eşitlikten, özgürlükten yana açan her genç çarmıha gerilmelidir, gerilir.


Hatırlasanıza, 1996 1 Mayıs’ında polisin şiddeti görmezden gelinip laleleri çiğneyen gençlerin lanetlenmesini... Bu lanetleme bir insan hayatını bitkiden daha kıymetli görmekten değil, bir tarla dolusu bitki gibi, sessiz, rüzgâra göre eğilip bükülen gençlik görme sevdasındandı. Daha dün yoksunluklarını, yoksulluklarını otomobilleri yakarak çıkaran gençleri topyekûn bölücülükle, vatan hainliğiyle suçlayanlar, malı insan hayatının önüne koyup, polis kurşunlarıyla öldürülenlere, sakatlananlara “layığını buldu” diyenler gözleri bu sevdayla dönenlerdi…


Çünkü bu ülke gençlerini, kendi çocuklarını hiç sevmedi. Sevginin bir cesaret ve özgürlük işi olduğunu hiç anlamadı, farklı düşünceleri, talepleri iğdiş etmenin sevmek, korumak olduğu yalanına yaslandı. Her kuşak biriktirdiği korkusunu ve yetersizlik duygusunu yeni kuşağın üzerine kustu. Sonra da o kusmukların altında ezilen gençliği kendi yaşlılığına sadakatsizlikle suçladı.


Bütün bunlardan sonra şimdi Yunanlı gençleri “tarafsız” bir hoşnutlukla izlemek hayata karşı ayıptır. Ya utancınızda boğulun ya da açın artık kapılarınızı, çocuklarınız dışarı çıksın, güneşe ve geleceğe…



26 Temmuz 2008 Cumartesi

"Bu Dava Senin Davandır"




Ferhat Gerçek adalet istemeye devam ederken, Ferhatlar adalet taleplerini haykırırken, İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Yenibosna’da polis tarafından vurularak felç kalan Ferhat’ın soruşturmasını tamamladı. Ferhat Gerçek hakkında “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına muhalefet, Görevi yaptırmamak için direnme, Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, Nitelikli mala zarar verme” iddialarıyla açılan davada Bahçelievler’de görevli 7 polis için 9 yıl, Ferhat Gerçek için ise 15 yıl 4 ay hapis isteniyor.


Bu göstermelik dava bile adaletin kimden yana işlediğini en çıplak haliyle gözler önüne seriyor. Bu iddianame ile bir kez daha bu düzenin adaleti polisleri koruyor, mağdur olanı, muhalif olanı, devrimci olanı cezalandırmayı esas alıyor. Temel Haklar Federasyonu üyeleri bu adaletsizliği teşhir etmeye ve Ferhat’ın adalet isteyen sesini her yere ulaştırmaya devam ediyor.


24 Temmuz günü Okmeydanı Örnektepe Muhtarlık önünde açıklama yapan federasyon üyeleri “Ferhat’ı Vuran Polis Tutuklanmalıdır” pankartı açarak “Ferhat’ı Vuran Polis Yargılansın, Adalet İstiyoruz” sloganları attılar. Saat 17.00’de Gözde Buldu yaptığı açıklama ile, Ferhatların açlığın, yoksulluğun, sefaletin kader olmadığını söyledikleri için, bağımsızlık, demokrasi dedikleri için, adalet istedikleri için her türlü baskıya, şiddete maruz kaldıklarını belirtildi.


Laik-şeriat ikilemiyle haklarımızı çalan ve kendi aralarında iktidar kavgası verenlerin halkı da taraf yapmaya çalıştıklarına değinen Buldu: “Bizim kavgamız ekmek kavgasıdır. Bizim kavgamız adalet kavgasıdır. Biz bu ülkenin özgür, bağımsız, sömürüsüz geleceği için mücadele ediyoruz. Bu kavga bizim kavgamız. Kendi kavgamız için taraf olalım. Bu kavga içinde yer aldığımızda Ergenekoncuların da, din bezirgânı AKP'cilerin de gerçek yüzü görülecektir. Bağımsızlık ve demokrasi kavgası karşında dün olduğu gibi bugünde birleştiklerine, aralarında hiçbir farkın olmadığına bir kez daha tanıklık etmiş olacağız” diyerek Ergenekon masallarıyla yaratılan havaya inanılmaması gerektiğinin altını çizdi.


Buldu açıklamasında “Ekmek ve Adalet için Ferhatlara sahip çıkalım, onlarla birlikte bağımsızlık demokrasi mücadelesini büyütelim. Çünkü bu ülkenin özgür, eşit, adaletli geleceğini AKP veya diğer düzen partileri değil Ferhatlar temsil ediyor” sözlerine de yer verdi. Ferhat’ın resimlerinin taşındığı açıklamanın ardından, Ferhatlar Yürüyüş dergisinin satışını yaparak halka “bu dava senin davandır” dediler. Eylem 150 derginin halka ulaştırılmasıyla sona erdi.


Halkınsesi-TV'den alınmıştır...

12 Kasım 2007 Pazartesi

Ferhat'ın Suçu Ne?


Ferhat Gerçek 7 Ekim'de vuruldu, kurşun omuriliğine isabet ettiği için de sakat kaldı. Suçu yasal bir dergiyi "Yürüyüş"ü satmaktı. Kurşun polis kurşunundan çıkmıştı ama Ferhat hakkında soruşturma açıldı. Yeni polis yasası işte böyle işliyordu!
Röportaj: Alper TURGUT
Siz bu satırları okumadan tam otuz altı gün önce, saat 15.00’e kadar Ferhat Gerçek gülüyor, bağıra çağıra konuşuyor, daha da önemlisi yürüyordu. Hem de Yürüyüş dergisi dağıta dağıta… Şimdi inanmıyorsanız çıkıp bakın, etrafınıza sorun, Yürüyüş legal bir dergi, öyle yasadışı bir hali falan yok. Ama Ferhat Gerçek, sırf bu dergiyi satıyor, diye, saat 15.00’te sırtından vuruldu. Bir numaralı şüpheli; resmi kıyafetli bir polis memuru… Hemen akıllara, 1996 yılında Alibeyköy Sayayokuşu’nda öldürülen 16 yaşındaki lise öğrencisi İrfan Ağdaş geliyor. Moğollar’ın “Bir şey yapmalı” şarkısı, Kurtuluş dergisi dağıtırken canından olan İrfan’ı anlatır; “Yolun ortasında henüz on altısında insanım insanım diyorsa bir şey yapmalı”…

Ferhat sakat kaldığını ve asla yürüyemeyeceğini günler sonra öğrendi. Ailesi, arkadaşları ve Temel Haklar Federasyonu, sorumlular yargı önüne çıkartılsın, vuran polis tespit edilip cezalandırılsın diye suç duyurularında bulundu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü herhangi bir açıklama yapma gereği duymadı. İşin en dramatik yanı ise, “Polise Mukavemet” suçlamasıyla felç kalan Ferhat Gerçek ve 16 arkadaşına soruşturma açıldı.

7 Ekim’e yani Ferhat’ın vurulduğu güne dönmeden önce, onun vurulmasını kolaylaştıranlara, 1 Haziran 2007’de, TBMM’de kabul edilerek yasalaşan “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu”na bakalım. Meclis, şiddet olaylarının içinden geçerek önüne gelen değişikliği onaylamakta tereddüt etmedi, oysa 1 Mayıs’ta polis İstanbul’u gaz bombalarıyla kasıp kavurmuş, kadın erkek, genç yaşlı demeden önüne kim geldiyse coplamış, yerlerde sürüklemişti. İtirazlar günlerce sürmüş, emniyet müdürünü İzmir’de bir avukatın dövülmesiyle başlayan olaylar da polisin bu yetkiyi sonuna kadar kullanmaya hazır olduğunu göstermişti.

Nüfus cüzdanına göre 19, bedenine göre 17 yaşında olan Ferhat Gerçek de bu yasaya göre hareket eden polis tarafından vuruldu ve sakat kaldı. O gün, Yenibosna’nın işlek caddesinde Yürüyüş dergisi önlükleri üzerinde dergi dağıtan gençlerin yanına polis otosu yanaştı, resmi giyimlilerdi. Amirleri “Bırakın, yasal bir dergi dağıtıyorlar” diye anons etti, ama onlar dinlemediler, amaçları gençler arasında bulunan Ersin Kip’i gözaltına almaktı. Gençler, gençliklerini yaptılar ve arkadaşlarını vermediler. Polisler telsizle takviye çağırdılar, yeni ekipler geldi, sonrası, arbede, kargaşa, biber gazı, cop. Taşlar ve kurşunlar havada uçuştu, polisler tam 20 el ateş etti, işte o kurşunlar biri Ferhat’ın omuriliğine saplandı. Ateş eden 35 yaşlarında bir polisti. O ve diğer polisler savunmalarında derginin yasak olduğunu söylediler, Ferhat’ı arkadaşlarının vurduğunu!

Ferhat’ın yardımına koşanlar tampon yaparak kanı durdurmaya çalıştılar, 112 Acil Servis’i aradılar. Polis birini dövdü, diğerini kızıyla birlikte gözaltına aldı. Ferhat günlerce hastanede kaldı, arkadaşları ellerinde onun fotoğrafları hastane kapısında beklediler.

Ferhat’la, Bağcılar’da, bir yakınının evinde buluştuk. Konuşmamız boyunca gülümsemesi eksilmedi yüzünden, ziyaretine gelen arkadaşlarının “Çok konuşkansındır, ama röportajda dut yemiş bülbüle dönmüşsün” diye takılmalarına sessiz kaldı. Utangaçlığını bir kenara bıraktığında ise “Bunun” dedi “Bunun hesabı mutlaka sorulmalı”…

Sonra da vurulduğu anı anlattı: “Baktım polisler ateş ediyor, kaçmaya çalıştım. Tam köşeyi dönüyordum, silahın sesini duydum. Vurulmuştum. İlginç, ama her hangi bir acı hissetmedim. Sadece sırtıma bir sıcaklık dalgası yayıldı, gözlerim karardı ve yere düştüm, sonra da derin bir sessizlik çöktü. Bayılmamıştım, yerde, yaralı yatıyordum. Arkadaşlarım beni hastaneye kaldırmak istedi, polisler izin vermedi, ‘Bırakın gebersin’ diye bağırıyorlardı, hatta bana yardıma gelenleri dövdüler. Bülent Kemal Yıldırım bana sarılmıştı, bizi ayırmak için hem onu hem de beni tekmelediler. Arkadaşlarım gözaltına alındılar, ben yerde, öylece 40 dakika bekletildim… Kan kaybediyordum. Sonra ambulans geldi, hastaneye kaldırıldım. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne bağlı cerrahi servisinde de yarım saat bekletildim. Hala bayılmamıştım. Sonra savcı geldi ifademi aldı, aileme haber verildi. ” Doktorların tanısına rağmen Ferhat kendinden umutlu… Yürümek ve büyümek istiyor. Ayağa kalkınca ne mi yapacak, “Yürüyüş’ü satacağım yine” diye yanıtlıyor…

BÜTÜN ÇOCUKLARI VURUN!


1980’li yılların başı… Fehmi Gerçek, 14 yaşında Giresun’dan İstanbul’a göç etti. Gelir gelmez de dayısının kızıyla evlendi. Gündüz tekstil fabrikasında çalışıp gece kömür taşıyarak ailesini geçindirmeye çalıştı. Bu evlilik Ferhat’ın doğumuna rağmen sürmedi. İki kez daha evlendi, dört çocuğu daha oldu. Ferhat’ı “Sessiz, sedasız bir çocuktu” diye tanımlıyor “Devamlı müzik dinlerdi, özellikle da türkü”. Ferhat lise birde okulu bırakınca, baba-oğul tekstil atölyesinde birlikte çalışmışlar, firma kapanınca Ferhat boşluğa düşmüş. “Serseri arkadaşlarıyla takıldı bir süre” diyor Fehmi Gerçek “Devrimci olunca onları bıraktı, İkitelli Temel Haklar Derneği’ne gidip gelmeye başladı. Daha bu olaydan bir ay önce mahalledeki çeteler, pompalı tüfekler, satır ve bıçaklarla, ‘uyuşturucu sattırmayacağız’ dedikleri için derneği bastılar. Oğlum orada da yaralandı. Yeni iyileşmişti, bu saldırıya uğradı. Bir tek beni hastaneye aldılar. Onu ilk gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm”.

Ferhat’ın sakat kaldığını öğrendiğinden beri uyumuyor Fehmi Gerçek. “Geleceği yok artık oğlumun” diyor “Bana bir şey olursa kim bakacak ona… Dergi satıyor diye mahalledeki her çocuğu vurun o zaman… Polisin silahı var diye ateş etmesi mi gerekiyordu? Sorumluların yargılanmasını istiyorum. Gencecik fidan gibi bir delikanlıyı sakat bırakanlar bir an önce cezalandırılsın”. Fotoğraflar: Vedat Arık

Cumhuriyet Pazar Dergi / 11-11-2007