7 Eylül 2008 Pazar

İSTANBUL'UN ORTA YERİ POLİS DEVLETİ



Tutku Türkol, İstanbul Kadıköy Rıhtım"da elinde BirGün gazetesiyle evine doğru yürürken gözaltına alındı ve karakolda hem hakarete hem de tacize uğradı. Türkol, başına gelenleri şöyle anlattı: “Önceki akşam 19.30 - 20.00 sularında Kadıköy Rıhtım"da yürürken elimde BirGün gazetesi vardı ve evime gidiyordum. O sırada polis ekip arabası önümde durdu, polislerden biri hiçbir şey söylemeden gazeteyi elimden alıp yırttı. Beni de arabanın içine attılar. Moda Karakolu"na götürdüler. Kimsenin olmadığı bir odaya koydular. Sonra beş polis odaya geldi. "Niye okuyorsun bu gazeteyi, ne var bu gazetede?" gibi sorular sordular. Ben de bu gazetenin yasal bir gazete olduğunu, okuyabileceğimi söyledim. Hatta "Parasını verdiğim sürece istediğim gazeteyi alıp okuyabilirim" dedim. Bu sefer, ‘Sen bu gazeteyi okursan ne olacağını biliyor musun? Hangi örgüte bağlısın? Yasal olmayan neler yapıyorsun?’ gibi sorular sormaya başladılar. Ben de ÖDP’li olduğumu söyledim. ÖDP"lilere ve bütün solcu kadınlara yönelik hakaretlerde bulundular, ‘Hepsinin ne mal olduğu belli, o....lar hepsi. BirGün"de çalışanlar da sabah ropörtaj yapıp akşam bara gidip içen insanlar’ dediler.”


'BOĞAZIMI SIKTILAR'


Türkol, daha sonra polislerin kendisinden ailesine haber vermek için telefon numarası istediklerini, ancak ailesine haber verilmediğini kaydetti. Türkol, kendisini sorgulayan beş polisten birinin ise boğazını sıktığını anlattı: “Bana "Evin var mı?" diye sordular, ben de "Evet" dedim. "Birkaç gün misafirimiz olacaksın" dediler. Ben de aileme haber verilmesini istedim. Bunun üzerine adının Necati olduğunu duyduğum bir polis "Gidere gider mi yapıyorsun sen?" diye bağırarak boğazımı sıktı. Arkadan bir diğer polis ona "Necati, ne yapıyorsun!" diye bağırınca bıraktı.”


TUTANAK YOK, TACİZ VAR!


Sorgu sırasında anlattıklarının polislerce not edildiğini belirten Türkol, ancak hiçbir yere imza attırılmadığını, resmi tutanak tutulmadığını ifade etti. Polislere “Tutanak tutulmayacak mı? Ben bir yere imza atmayacak mıyım?” diye sorduğunu anlatan Türkol, polislerin kendisine “Hayır, ne imzası, ne saçmalıyorsun sen!” diye bağırdıklarını söyledi. Bir polisin boğazını sıkması yetmezmiş gibi bir de tacize uğradığını ifade eden Türkol, “Kim olduğunu göremediğim bir polis arkamdan gelerek beni taciz etti. İttim, "ne yapıyorsun sen" diye bağırdım” dedi.


‘İSLAMİ GAZETE TAŞISAM ALIR MIYDINIZ?’

Polislere, “İslami gazete taşısam alır mıydın?” diye sorduğunu belirten Türkol, şöyle devam etti:
“Bir saat karakolda tutulduktan sonra bana "Gidebilirsin, biz öğreneceğimizi öğrendik; ama bundan sonra gezme bu gazeteyle, bu gazeteyi okuma" dediler. Ben de "İslami gazete taşısam alır mıydınız?" diye sordum, "Ne alakası var, biraz dinini öğren" dediler. Oruç tutup tutmadığımı bile sordular. Eylemlere gidip gitmediğimi de sordular. Ben "Evet, gidebildiğim kadar gidiyorum" dedim. "Bundan sonra o eylemlerde başına herhangi bir şey gelirse sorumlusu biz değiliz, haberin olsun. Orada sizin gibilere neler yapıldığını biliyorsun. Kadıköy"deki eylemlere ben yerinde olsam katılmazdım artık" dediler.”


‘HESAP SORACAĞIZ’

Tutku Türkol"un babası Rıdvan Türkol da olaya tepki göstererek “Kızım da partili, ben de partiliyim, eşim de partili. Biz ailece bu gazeteyi okuyoruz. Bir çocuğu bu gazeteyi okuduğu için nasıl götürüyorsun, neden tutanak tutmuyorsun, nasıl kızımın boğazını sıkıyorsun! Bize hiçbir şekilde haber verilmedi, meraktan deliye döndük. Akşam avukatımız karakolu aradı, ama karakolda kimse "Evet kızınızı buraya getirdik, suçu şuydu" demedi. Kızımın suçu gazete okumak mı? Bu işin peşini bırakmayacağım. Suç duyurusunda bulunacağız ve sonuna kadar gideceğiz” diye konuştu.


BİRGÜN Gazetesi'nden alınmıştır...

6 Eylül 2008 Cumartesi

‘Zeynep’e ‘Artistik’ ödül




Yönetmen ve senaristliğini Cemal Şan’ın yaptığı ‘Zeynep’in Sekiz Günü’ adlı film, İskenderiye Akdeniz Ülkeleri Uluslararası Film Festivali’nden ‘Artistik Başarı Ödülü’yle döndü.


Mısır’ın İskenderiye kentinde düzenenen festivalde ödülü ekip adına, Türkiye’nin İskenderiye Başkonsolosu Bilgin Atala teslim aldı.


Yapım, daha önce Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışmış, Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ise Fadik Sevin Atasoy’a ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında ödül kazandırmıştı. Bir üçlemenin ilk ayağı olan filmin, ‘Ali’nin Sekiz Günü’ ile ‘Dilber’in Sekiz Günü’ adlı ikinci ve üçüncü halkası ise kasım ve aralık aylarında gösterime girecek.

Toronto’da beş Türk

Akın, Ustaoğlu, Kaplanoğlu, Özpetek ve Ceylan’ın yapımları festivalde boy gösterecek




Kanada’nın başkenti Toronto’da önceki gün başlayan 33. Toronto Film Festivali’ne 5 Türk yönetmen katılıyor. Festivalde; Fatih Akın Amerikan yapımı ‘New York, I Love You’, Yeşim Ustaoğlu ‘Pandora’nın Kutusu’, Semih Kaplanoğlu ‘Süt’, Ferzan Özpetek ‘Mükemmel Bir Gün’ ve Nuri Bilge Ceylan ‘3 Maymun’ adlı filmiyle yer alıyor.


Festivale bu yıl George Clooney, Matt Damon, Benicio Del Toro, Isabelle Huppert, Spike Lee, Mike Leigh, Jeanne Moreau, Brad Pitt, Mickey Rourke, Susan Sarrandon, David Koepp, Wong Kar Wai, Atom Egoyan ve Coen Kardeşler gibi birçok önemli yönetmen ve oyuncu konuk olacak.


FIPRESCI, Ulusal Sinema Ödülü gibi ödüllerin verildiği ama temel olarak yarışmasız bir etkinlik olan festivalde 64 ülkeden 249 film gösterilecek. Venedik’te Altın Aslan adayı filmlerden 11’i Toronto’da da yer alacak. Yeni filmlere, dünyanın dört bin yanından gelen film alıcı ve dağıtımcılarla buluşma olanağı sağlayan festival, 13 Eylül’de sona eriyor.

12 Eylül’e Kadıköy’de protesto




ÖDP, EMEP, DTP, DİSK ve KESK’in de aralarında bulunduğu kuruluşlar, herkesi 12 Eylül askeri darbesinin 28. yılı dolayısıyla 14 Eylül’de Kadıköy’de düzenlenecek mitinge çağırdı.


DİSK’in Şişli’deki genel merkezinde yapılan ortak basın açıklamasında konuşan ÖDP İstanbul İl Başkanı Sinan Tutal, 12 Eylül’ün üzerinden 28 yıl geçmesine karşı, darbeci generallerin cezasını çekmediğini ifade ederek, “Bugün Ergenekon operasyonuyla ortaya saçılan pislikler, kontgerilla gerçeğinin sadece küçük bir kısmıdır. Ergenekon faşist MHP’yle birlikte organize edilen Maraş, Çorum, Malatya, Sıvas katliamları ve 12 Eylül’dür. Darbeciler yargılanmadan, 12 Eylül Anayasası yırtılıp atılmadan bu topraklarda özgürlükten bahsedilemez. Bu amaçla 14 Eylül’de Kadıköy’de düzenleyeceğimiz mitinge ilerici, aydın, demokrat ve yurtsever herkesi çağırıyoruz” diye konuştu.

5 Eylül 2008 Cuma

“Sokakta yürürken inanın çok mutluyum…”




ALPER TURGUT


“Avrupa Yakası”nda başarıyla canlandırdığı “Kubilay” ve “Gülenay” tiplemeleriyle ekranlarımızı şenlendiren ve istisnasız hepimizi kahkahaya boğan Vural Çelik, başrolünü üstlendiği “Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım” filmiyle beyazperdeye de sıkıca tutunduğunu ispatlamıştı. Komedyenken drama yeteneği de keşfeden Vural Çelik ile geçmişten geleceğe bir zaman yolculuğu yaptık. Lafın kısası; dişiyle tırnağıyla kazıyarak, sıfırdan zirveye çıkan bir adamı tanıtacağız sizlere… En hızlı kirlenen sektörde, her şeye karşın ayakta kalma mücadelesi verdiğini unutmayarak.






(Alper Turgut ve Vural Çelik)

—Oyuncu olmak bugün hemen herkesin rüyası… Peki, sizin öykünüz nedir?

Ben çekirdekten yetiştim. Lisede okurken dahi yaptığım taklitlerle insanları güldürürdüm. 1989 yılında Levent Kırca Tiyatrosu, gazete ilanıyla oyuncu arıyordu. Sinan Bengier’e başvurdum ve “ben yetişmek istiyorum” dedim. Tiyatroya kabul edilmiştim. “Gereği Düşünüldü” oyunu esnasında sahne temizliğinden dekora kadar hemen her görevi üstlendim. Bir kış ayıydı hiç unutmam, “Hangi Yüzle” oyunun dekoru için buz gibi çadırda spot ışıklarının altında ısınmaya çalışıyordum. Sonra “Olacak O Kadar” zamanında irili ufaklı rollerle oyunculuğa adım attım. Levent Kırca Tiyatrosu'ndan sonra Yasemin Yalçın'ın tiyatrosuna girdim. Sanat yönetmenimiz Selahattin Taşdöğen, bir gün beni Necati Akpınar'la tanıştırdı. Ve ben sahne sevdasına hoşça kal deyip, menajerlik ve organizatörlük yapmaya başladım. Menajerliğini yaptığım isimler arasında Nejat Uygur, Yasemin Yalçın, Cem Yılmaz ve Ata Demirer de vardı. Uzun zaman oyunculuktan uzak kaldım ardından Yılmaz Ağabey (Erdoğan) ve Necati Akpınar’ın Beşiktaş Kültür Merkezi’ni (BKM) kurmasıyla rüyama tekrar kavuştum.

— Komedyen Hamdi Alkan’ın yönettiği “Bayrampaşa: Ben Fazla Kalmayacağım” adlı filmde başrol oynadınız. Bir oyuncunun, büyük, küçük, önemli, önemsiz diye rol ayrımı yapma lüksü var mıdır?

Bence; bir oyuncu için kayda değer yegâne şey, kaliteli bir yapımda yer alabilmektir. Bunun dışında istikrarı yakalayabilmek ve ne verebildiğiniz de önemlidir. Mahkûmların senaryosunu yazdığı, bütçesi düşük Bayrampaşa filminde üstlendiğim Erdem karakterini, duygusallığı, sıcaklığı ve içtenliği açısından hayatım boyunca unutamayacağım. Bayrampaşa filmini, tam bir ay boyunca, sabah 08.00’den gece 03.00’e dek zor koşullar altında cezaevinde çektik. Film, beklentilerimizi karşıladı ve büyük ilgi gördü (sinemada 150–200 bin seyirci çektiğini, ne yazık ki korsan DVD’sinin ise satış rekorları kırdığını söylüyor) Hatta Uğur Dündar canlı yayın yaptı. Biz filmi, Yılmaz Erdoğan ile birlikte izledik ve bana “filmin hataları var ama sevgi dolu oluşu ve masumiyeti bunların hepsini ortadan kaldırıyor” dedi. Bendeki drama yönünü, işte bu filmle keşfettim. Film, festivallere sokulmadı ancak sinemaya yıllarını veren ağabey ve ablalarım, “tam Oscar’lık oynamışsın” dediler. Takdir edilmek güzel şeydir. Bundan büyük ödül olabilir mi?





-Artık dünya’da ve Türkiye’de “Borat”, “Zohan’a Bulaşma” ve “Recep İvedik” gibi kaba ve vıcık vıcık komedilere prim tanınıyor. Bir komedyen olarak siz ne düşüyorsunuz?

Sonuçta bu bir arz-talep meselesi… Hard ve sulu komedinin de müşterisi var ve bu tür filmler çekiliyor. Ticari başarı, yapımcıları bu alanda ürünler vermeye zorluyor. Şöyle de düşünmek gerek, festivalde 20 kişinin izlediği filme, 10 tane ödül veriyoruz. Üzüntü vericidir ki; sonuçta bu ödüllü filmlerin çoğu halkla kucaklaşamıyor.

—Avrupa Yakası’nda canlandırdığınız Kubilay Peynircioğlu karakteri çok tuttu. Ve onun ikizi “Gülenay”ın şarkısı ise herkesin dilinde… Müzik ile aranız hep iyimiydi?

Fakirdik ve varoşlarda yaşadık. 21 yaşına dek Esenler’de oturdum. Okul çıkışı su ve sakız sattım, ayakkabı boyadım. Liseye kadar nalburda çalıştım. Avni Dergisi'nde ofis boyluk yaptım. Varoş kültürü ve varoş müziğinden etkilenmem kaçınılmazdı. Sürekli Küçük Emrah, Küçük Ceylan, Orhan Gencebay dinliyorsun, Beethoven’i tanımıyorsun ki… Kulağım tanrısal yeti… Ritmi tutturmak ve mırıldanarak şarkılar söylemek çok keyiflidir. Biz halk olarak acıklıyı ve mazlumu severiz. Gülenay’ın şarkısını Youtube’da 50 bin kişi dinlemiş. Ancak albüm yapmak gibi fikrim yok. Ben sadece ve sadece sinemayı ön planda tutuyorum.






— Uzun süreli bir yapımda yer almak, oyuncunun tekrara düşmesine ve zorlanmasına neden olmuyor mu?

Dizinin sağlıklısı bir sezondur. Yurtdışı kökenli meşhur “Yalan Rüzgârı” misali Türkiye’de de pehlivan tefrikası gibi uzadıkça uzayan diziler çekildi. Örneğin ‘Bizimkiler’ 15 yıl, “Mahallenin Muhtarları” 11 yıl sürdü. Oyuncu bir noktadan sonra tıkanıyor ve mutasyon, fabrikasyona dönüşüyor. Öyle ki kozadan çıkıyorsunuz ve ıstırabınız diniyor. Gelişme ve heyecan sona erince de sıradanlık baş gösteriyor.

—Anneniz görme yetisini yitirdiği halde size kol kanat germiş.

Hiç evlenmedim, 36 yaşındayım ve hala Bahçelievler’de annemle birlikte yaşıyorum. Benim için yaşamın anlamı, annemin gülen ve gören gözleri olabilmek. Annem Cemile’nin hastalığının adı halk arasında “tavukkarası” olarak biliniyor. Bu bir retina hastalığı ve çaresi yok. Dayım da aynı dertten mustarip… 5,6 yıl içinde tıbbın çözüm bulacağı söyleniyor ve biz büyük bir umutla bekliyoruz. Normalde tavukkarası olanlar, gündüz görürler. Ama annem gençliğinde gözlük takmadığı için hastalığı ilerlemiş. Yüzde 95 görme kaybı var. Babam (artık hayatta değil), genç bir kadın için bizi yani ailesini terk ettiğinde ben 11, kız kardeşim Kadriye ise 9 yaşındaydı. (Kadriye’nin şimdi, 5 yaşında Yiğit adlı bir oğlu ve adını Vural Çelik’in koyduğu 1,5 yaşında Mısra isminde bir kızı var) Annem o engelli haliyle bir fisto fabrikasına girdi ve malulen emekli olana dek çalıştı. Annem, fabrikada kendisine verilen yarım ekmeği yemez ve bizlere getirirdi, bir kuş gibi yavrularını beslerdi. Bugün de değişen bir şey yok. Evde yemeği de annem yapar ütüyü de… Hamarattır, becerikli ve yeteneklidir. O benim canımdır.


—Vural Çelik, gelecekten ne bekliyor?

Truva 2’de oynamak istiyorum, aslında Hollywood beni keşfetmekte geç bile kaldı (gülüyor). Şakası bir yana, bir aktör ömrünü, iki veya üç eserle de tamamlayabilir. Yaşamım boyunca seçkin yapıtlarda yer almayı arzuluyorum. Bir oyuncu birkaç sene de iş yapmayabilir. Bana diyorlar ki; “Vural Çelik, Avrupa Yakası’ndan ayrılmışsın, şimdi ne yapacaksın?” Ben de onlara espri yapıyorum, Salı Pazarı’nda tezgâh açacağımı söylüyorum. Yahu ben bir oyuncuyum, var kenarda üç beş kuruşumuz. Günü gelip sinema yapıncaya kadar yeter bana… Zaten şu an kendi projelerim var ve onlarla uğraşıyorum. Çok yakında sürprizlerle karşınıza çıkacağım. Ve son olarak söylemeliyim ki; sokakta yürürken inanın çok mutluyum. Çünkü ben ailenizden biri gibiyim.



CUMHURİYET HAFTA SONU / 6 EYLÜL 2008

3 Eylül 2008 Çarşamba

Gazeteciye de sendika yok




TMSF, yerel Olay Medya'da sendika üyesi oldukları için iki gazeteci işten çıkardı.


Devletin sendikalı gazeteci düşmanlığı sürüyor. TMSF'nin denetimindeki bir medya organında daha sendikal kıyım var. Bursa yerelinde faaliyet yürüten Olay Medya'da Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi olan iki çalışanın iş akitleri TMSF tarafından feshedildi.


TMSF işçi kıyımına yönelik beylik "zarar ediyoruz" gerekçesini öne sürerken TGS, ÇHD Bursa Şubesi ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapılan açıklamalarda gerçek nedenin sendikal faaliyet olduğu ortaya konuldu. Açıklamalarda, kurumun ekonomik durumunun iyileştiğinin daha önce TMSF yöneticileri tarafından ilan edildiği hatırlatılıp, TMSF'nin kadrolaşma adına kuruma hatırı sayılır oranda işçi alımı yaptığına dikkat çekildi.


ÇHD, gazetecilerin sendikal örgütlülükten taviz vermeyip, kızağa çekme gibi "istifaya zorlama" baskılarını boşa düşürmeleri sebebiyle işçi kıyımına girilişildiğini belirtilken; TGS, sendikal baskıların son bulmasını istedi.


ÇHD ayrıca, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'ün alışılmamış bir şekilde Bursa'ya kadar gelip yaptığı toplantıda sendikal örgütlenmeyi "ahlâki olmayan bir girişim" olarak nitelediğini hatırlatırken, Bursa Gazeteciler Cemiyeti'de işçi kıyımının ardında çıkarılan gazetecilerin AKP yandaşı bir yayın çizgisini red etmelerinin de olduğuna dikkat çekti.



Türkiye Gazeteciler Sendikası Yönetim Kurulu'nun açıklaması;


Olay Medya Grubu'ndaki işten çıkarmaları kınıyoruz


Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu'nun (TMSF) 7 Mart 2008 tarihinde el koyduğu Olay Medya Grubu'nda çalışan Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi İsmail Kemankaş ve Esat Kaplan'ın iş akitleri 2 Eylül 2008 itibariyle feshedildi.TMSF ve Olay Medya yönetimine atadığı yöneticiler, geride kalan dönemde, çalışanlar ve yayın politikaları açısından olumsuz gelişmelerin yaşanmasına sebep olmuşlardır.


Gazetecilerin sendikalaşma çabalarını hoş görmeme eğilimine daha önce ATV-Sabah yönetimi sırasında şahit olduğumuz TMSF yönetimi, Olay Medya'daki bu uygulamasıyla mevcut anlayışını koruduğunu bir kez daha göstermiştir.Yasalar ve uluslararası sözleşmelerle tanınan "örgütlenme hakkı"nı hiçe sayan bu uygulama, TMSF yönetiminin anayasal hak olan sendikal örgütlenme hakkını özümseyemediğinin bir göstergesi olarak algılanmalıdır.TMSF yönetimini, Olay Medya çalışanlarının sendikal haklarına karşı saygıya davet ediyor, üyelerimize baskı uygulama eğiliminden vazgeçmesini istiyoruz.Türkiye Gazeteciler Sendikası örgütlenmek isteyen tüm basın kuruluşlarına destek vermeye ve gerekli çalışmayı başlatmaya her an hazırdır.



Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi Yönetim Kurulu'nun açıklaması;


Basına ve kamuoyuna


Olay Medya'ya el konulduğu günden bu yana, Bursa kamuoyundan gelen tüm uyarı ve çağrılara kulak tıkayan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından atanan yöneticiler, çalışanlar aleyhine olan garip gerekçeli uygulamalarına bir yenisini daha ekledi.Bursa medyasının duayen isimlerinden İsmail Kemankaş ile Olay TV'nin Haber Müdürlüğü görevini Temmuz ayı başına kadar yürüten, bu tarihte de danışmanlık görevine çekilen Esat Kaplan'ın iş akitleri sona erdirildi.


Kemankaş ve Kaplan'ın iş akitlerini sona erdiren fesih bildiriminde yer alan gerekçe, TMSF yöneticilerinin artık gerekçe bulmakta da zorlandığının bir kanıtıdır. İki arkadaşımızın sözleşmeleri Olay Medya Grubu'nun zarar ettiği gerekçesiyle sona erdirilmiştir. İşveren tarafından "mücbir sebep ve haklı neden" olarak gösterilmeye çalışılan bu gerekçeler, gülünç olmanın da ötesine geçmiştir. Zira, gerek TMSF yöneticilerinin gazetelere verdiği demeçlerde (Vatan Gazetesi 05.08.2008), gerekse Olay Medya Grubu'ndaki toplantılar sırasında kurumun ekonomik durumunun daha da iyileştirildiği defalarca beyan edilmiştir.Ayrıca, zarar ettiği iddia edilen kuruma 6 aylık TMSF yönetimi sırasında alınan personel sayısının da azımsanmayacak durumda olduğu herkesçe çok iyi bilinmektedir.Bu durumda gerçeklerin ötesine geçerek, önce kızağa alınan ardından da iş akitleri sona erdirilen arkadaşlarımızla ilgili bu tasarrufun ardındaki asıl gerekçenin TMSF yönetiminin istediği yönde yayın yapmamaları olduğu aşikardır.


Kaplan ve Kemankaş'ı önce pasif görevlere alınarak istifaya zorlayan, ancak bu yöntemle bir yere varamayacağını anlayan TMSF, arkalarında tüm meslektaşlarının, Bursa kamuoyunun, meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının desteği olan meslektaşlarımızın, bu tür baskılara zerre taviz vermemesi, "istifaya zorlama" oyununu bozması üzerine çareyi, "uyduruk" sebeplerle iş akdinin feshinde aramıştır.


Özellikle, bu iki arkadaşımıza TMSF yönetimi öncesi Olay TV'de yaptıkları bir program sonrası hakaret dolu bir e-posta gönderen kişinin bu kararda etkisi özellikle merak konusudur. Kurumun Genel Müdür Yardımcısı olan bu kişinin bu hakaret dolu e-postadan kısa bir süre sonra atandığı koltuğuna oturur oturmaz, AKP partizanı olduğunu açıkça beyan etmekte bir sakınca görmemesi de, düşüncelerin haklılığını kanıtlar niteliktedir.


Bursa basın camiasında, yılların birikimi ve deneyimi ile haklı bir saygınlığa sahip olan iki meslektaşımızın, sendikal örgütlenme içinde aktif biçimde yer aldığı da herkesin olduğu kadar işveren konumundaki TMSF'nin de bilgisi dahilindedir.


Hiç alışık olunmadığı bir biçimde kalkıp Bursa'ya kadar gelen ve çalışanlarla yaptığı toplantıda, sendikal örgütlenme konusuna açık açık gözdağı vermekten çekinmeyen TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'ün sözleri de hâlâ hafızalardadır. Yasalarla güvence altına alınmış olan sendikal örgütlenmeyi "ahlâki olmayan bir girişim" olarak niteleyen Ertürk'ten cesaret alan yönetim, açıkça yasalara aykırı olduğu halde, sendikal örgütlenmeyi çökertmeye çalışmaktan, çalışanları baskı ve tehdit ile sendikasızlaştırmaya çalışmaktan da geri durmamıştır. Ama her şeye rağmen, örgütlülük bilinci içinde hareket onlarca emekçi bu tehditlere pabuç bırakmazken, sendikalı emekçi sayısını azaltmaya çalışan yönetim, bu baskılar karşısında üye sayısında yaşanan artışla şaşkına dönmüştür.


Bursa'nın ve belki de Türkiye'nin en kârlı yerel medya gruplarından biri olan Olay Medya'dan iki arkadaşımızın daha komik bir gerekçeyle iş akitlerinin sona erdirilmesinin arkasındaki gerçek gerekçeleri tüm çıplaklığıyla bildiğimizi ve arkadaşlarımızla sonuna kadar dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha dile getiriyor ve sürecin takipçisi olmayı sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.




Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı'nın açıklaması;


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu nun (TMSF) Olay Medya yönetimini devralmasının ardından Bursa Gazeteciler Cemiyeti (BGC) Yönetim Kurulu olarak, sürecin dikkatli bir takipçisi olacağımızı daha önce açıklamıştık. BGC, bu takibi hem üyelerimiz ve basın çalışanları hem de yayın politikası açısından yapmaktadır.


Öncelikle belirtmeliyiz ki, TMSF ve Olay Medya yönetimine atadığı yöneticiler; geride kalan dönemde çalışanlar ve yayın politikaları açısından olumsuz gelişmelerin yaşanmasına sebep olmuşlardır.Son olarak; çalışanlar aleyhine olan bir uygulamalarını daha üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Bursa medyasının duayen isimlerinden İsmail Kemankaş ile Olay TV'nin Haber Müdürlüğü görevini temmuz ayı başına kadar yürüten, bu tarihte de danışmanlık görevi verilip aktif görevden uzaklaştırılan Esat Kaplan'ın iş akitleri, 02.09.2008 tarihi itibariyle sona erdirilmiştir.


Kemankaş ve Kaplan'ın iş akitlerini sona erdiren fesih bildiriminde yer alan gerekçe, Olay Medya Grubu'nun zarar etmesidir. İşveren tarafından "mücbir sebep ve haklı neden" olarak gösterilen bu gerekçe soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir. Bu durumda 8 Ekim'de satış ihalesi olan Olay Medya'da personelle ilgili bu tasarrufların asıl gerekçesi nedir? Kemankaş ve Kaplan'ın TMSF yönetiminin istediği yönde yayın yapmamaları gerekçelerden biri olabilir mi? Bu iki meslektaşımızın sendikal örgütlenme içinde aktif biçimde yer aldığı herkesin olduğu kadar işveren konumundaki TMSF'nin de bilgisi dâhilindedir. İş akdinin feshi kararında bu konunun önemi nedir?


Sonuç olarak; İsmail Kemankaş ve Esat Kaplan'ın iş akitlerinin sona erdirilmesinde öne sürülen gerekçe birçok soruyu beraberinde getirmiştir. Bu soruların cevaplanması gerekir. Ayrıca, deneyimli gazeteciler ile yazarların kurumdan uzaklaştırılmalarının, satış sürecinde olan Olay Medya grubunun değerini düşürdüğü unutulmamalıdır.TMSF'nin çalışanlar ve yayın politikası açısından, yasaların emrettiği haklara uymak, gazetecilik genel ahlak ve ilkelerine uygun hareket etmek, meslek etiğine sığmayan uygulamalardan uzaklaşmak yükümlülüklerini dile getiriyor, süreci takip edeceğimizi, üyelerimiz ve meslektaşlarımızla sonuna kadar dayanışma içinde olacağımızı, bir kez daha ifade ediyoruz. Saygılarımla.

2 Eylül 2008 Salı

ALTYAZI’DA TAYVAN ESİNTİSİ




76. kez okurlarıyla buluşan Altyazı Aylık Sinema Dergisi, Eylül sayısında, yurtdışında ve İstanbul Film Festivali’nde beğeniyle karşılandıktan sonra bu ay Türkiye’deki sinemalarda gösterilecek olan Seyfi Teoman’ın Tatil Kitabı filmini kapağına taşıyor. Tatil Kitabı, Özcan Alper’in Sonbahar ve Hüseyin Karabey’in Gitmek filmleriyle beraber, Derviş Zaim-Nuri Bilge Ceylan-Zeki Demirkbuz-Reha Erdem kuşağından sonra Türkiye’de yeni bir genç ve bağımsız sinemacı kuşağının daha doğduğunun sinyallerini veren filmlerden biri. İleriki sayılarında, heyecan verici filmlere imza atan bu genç yönetmenlerin filmlerini detaylı biçimde ele almaya hazırlanan Altyazı; Seyfi Teoman’la yapılmış kapsamlı bir söyleşinin ve Feride Çiçekoğlu’nun Tatil Kitabı’yla ilgili kaleme aldığı kısa bir yazının bulunduğu Eylül sayısıyla birlikte bu yöndeki ilk adımını atıyor.

Altyazı’nın ‘Vizyon’ bölümünde ayrıca, Eylül ayında vizyonda olacak Hellboy II: Altın Ordu ve Wall-E filmleri üzerine eleştirel yazılar; The X-Files: İnanmak İstiyorum ile televizyonda başladığı yolculuğuna ikinci bir sinema filmiyle devam eden The X-Files serisinin sırlarını araştıran bir inceleme ve Ağustos ayında vizyona girer girmez büyük etki uyandıran yeni Batman filmi Kara Şövalye’de, seyircinin Joker’in devlet ve adalete yönelttiği tehdidi çekici bulmasının ardındaki nedenlere ışık tutan bir yazı yer alıyor.

Altyazı’nın ‘Vizyon Ötesi’ sayfaları ise tam 16 sayfalık kapsamlı bir dosya ile açılıyor. Hou Hsiao-hsien, Tsai Ming-liang ve yakın zamanda kaybettiğimiz Edward Yang gibi yönetmenlerle günümüz sinema estetiğini derinden etkileyen ‘Yeni Tayvan Sineması’, katıldıkları her festivalden ses getiren bu üç ustanın göze çarpan temaları ve öne çıkan filmleri üzerinden inceleniyor. Bu geniş dosyanın yanında, Temmuz ayında düzenlenen DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri kapsamında ülkemizde olan BBC’nin belgesel kuşağı sorumlusu Nick Fraser’la ve 6 öğrencinin bir yıllık ÖSS serüvenini anlatan Üç Saat adlı belgeselin yönetmeni Can Candan’la yapılan söyleşileri de bu bölümde bulmak mümkün.


Derginin Kısa Metraj köşesinde, animasyon konusunda Türkiye’nin önde gelen üç genç ismiyle yapılmış söyleşilerden oluşan, canlandırma sanatının Türkiye’deki durumu ve geleceği konusunda hazırlanan geniş bir dosya yer alıyor. Yönetmenlerle sinemaya başlama serüvenleri hakkında sohbet edilen İlk Filmim-Nasıl Başladım?’da ise, Reis Çelik’in sinemaya nasıl başladığını öğrenebilir ve ilk filmi Işıklar Sönmesin’in öyküsünü okuyabilirsiniz. Dergide her ay düzenli olarak yer verilen belgesel köşesi Docİstanbul’un önemli bir kısmı ise, Karadeniz Sahil Otoyolu karşıtı Son Kumsal adlı belgeselin yasaklanmasıyla yeniden gündeme gelen ‘muhalif belgeseller ve sansür’ konusuna ayrılmış durumda.

Altyazı’nın ‘Eleştiri’ sayfalarında, yakın zamanda vizyona giren Kara Şövalye, Ölülerin Günlüğü, Kızkardeşim Evleniyor ve 9,90 YTL filmleri hakkındaki eleştirilerin yanında, vizyona girmeden doğrudan DVD raflarındaki yerini almış olan Into the Wild hakkındaki bir eleştiri yazısını ve en son Zohan’a Bulaşma, Aşkzede gibi filmlerle tekrar gündeme gelen yapımcı/yönetmen/senarist Judd Apatow’un romantik komedileri üzerine yazılmış bir incelemeyi bulabilirsiniz.