10 Ocak 2008 Perşembe

Susurluk yerinde sayıyor

Ülkeyi ayağa kaldıran, siyasetçi-polis-mafya üçgenini ortaya çıkaran kazanın üstünden dört yıl geçti

* ''Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak'' denmişti... Aradan dört yıl geçti... Susurluk skandalı artık hakkında yazılan onlarca kitapla kütüphaneleri süsleyen, sadece her yıldönümünde gazetelerin tozlu arşivlerinden çıkarılan belge, yazı ve istatistiksel bilgi olarak kaldı.

BERTAN AĞANOĞLU - ALPER TURGUT

Katliam sanığı bir kanun kaçağı Abdullah Çatlı , bir milletvekili Sedat Bucak , üst düzey bir Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ ...

3 kasım 1996'da saat 18.00 sularında içinde bulundukları lüks otomobille Susurluk'ta, bir kamyona çarptılar. Mehmet Özbey kimlikli bir kişi, Gonca Us adlı bir kadın ve İstanbul Polis Akademisi Müdürü Hüseyin Kocadağ, yaşamlarını yitirdiler. DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılırken olay ilk bakışta, basit bir trafik kazası görünümündeydi. Çok geçmeden, Mehmet Özbay'in gerçekte 12 Eylül öncesinde gerçekleştirilen Bahçelievler katliamının sanığı Abdullah Çatlı olduğu, basın kuruluşlarına sızdırıldı ve ülkeyi derinden sarsan bir skandal patladı.

Otomobilin bagajında ve üzerlerinde sahte kimlikler, uyuşturucu, yasayla yasaklanmış olan susturucular ve ancak özel timlerin, gizli servislerin kullanabildiği silahlar... Bu 3 kişinin yolu nerede, neden kesişmişti, aralarındaki bağ neydi? Onları bir araya getirenler kimlerdi? Karanlık ilişkinin boyutları neydi? Türkiye 4 yıl önce bu sorulara kafa yoruyordu.

''Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak'' sloganı herkesin ağzındaydı. ''Dürüst'' ve ''cesur'' politikacılar karanlık ilişkiler ağının çözülmesi için ellerinden geleni yapacaklarını, tüm belgeleri sunacaklarını, yargının çalışması için gayret göstereceklerini açıklıyordu. Medyanın gündeminde de Susurluk vardı; Susurluk skandalı ile ilgili haberler, 1996 ve 1997 yıllarında manşetlerden inmedi.

Sürekli aydınlık eylemi

Kamuoyunun öfkesiyse sel olmuş sokaklara taşmıştı. Halk ''Sürekli aydınlık'' eylemiyle, mitinglerle hesap sorulmasını istedi. Ancak Türkiye'nin sürekli değişen gündemi kontrgerillanın ''ekmeğine yağ sürdü'' ve karanlıkların aydınlanması istemeyen ''erk sahibi'' gizli güçler yapacağını yaptı. Ve her şey bir anda unutuldu...

Susurluk skandalı artık hakkında yazılan onlarca kitapla kütüphaneleri süsleyen, sadece her yıldönümünde gazetelerin tozlu arşivlerinden çıkarılan belge, yazı ve istatiksel bilgi olarak kaldı. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti, 12 Eylül öncesinden sonrasına yaşanan bir çok kirli ve ''örtülü'' olayı açığa çıkarma fırsatını kaçırmış oldu.

Gazi katliamı, Özgür Ülke gazetesinin bombalanması, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis 'in ölümü, gazeteci Musa Anter 'in katledilmesi, genelev işletmecisi Matilt Manukyan 'a suikast girişimi, yanlış ellerde dolaşan hibe silah ve teçhizatlar, nükleer madde kaçakçılığı, Avrasya Feribotu'nun kaçırılması, Çeçenistan'a müdahale, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev 'i devirme girişimi, Susurluk skandalı ile ilişkilendirildi.

Her taşın altı Susurluk

Dahası da vardı: Adı varolup olmadığı sürekli tartışılan JİTEM'le anılan emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever ve arkadaşlarının öldürülmesi, İranlı uyuşturucu kaçakçıları Askar Smitko ve Lazım Esmaeli 'nin öldürülmesi edilmesi, PKK ile bağlantısı bulunduğu iddia edilen avukatlar Yusuf Ekinci ve Medet Serhat 'ın vurulması, Ömer Lütfü Topal, Yener Kaya, Nesim Malki ve Hikmet Babataş cinayetleri, işadamı Mehmet Ali Yaprak 'ın kaçırılması, uyuşturucu ve kara para kuryeleri, Kürt işadamlarının öldürülmesi de Susurluk skandalı ve onunla birlikte ortaya çıkan organize suç örgütlenmelerince yapılan ''karanlık işler kitabının'' birer sayfasıydı.
TBMM Susurluk Komisyonu roporuna göre, Türkiye üzerinde dolaşan 50 milyar dolarlık kara para rantı, organize suç örgütlerinin ''ağzını sulandırıyordu'' . Paylaşım kavgasında hangi örgütlenmelerin ve kişilerin adı anılmadı ki... 'Çiller Özel Örgütü' nden 6. Filo çetesine, kumarhanecilerden, itirafçılara, aşiretlerden koruculara, bazı MİT, jandarma, emniyet personelinden, politikacılara, işadamlarından uyuşturucu kaçakçılarına dek uzanan geniş bir yelpaze durumun ciddiyetini ortaya koyuyordu.

Kilit isimler susturuldu

''Yeşil'' kod adlı Mahmut Yıldırım , Yüksekova çetesi üyeleri, Hadi Özcan , ''Drej'' lakaplı Ali Yasak , Alpaslan Pehlivanlı , Haluk Kırcı, Yaşar Öz ülkücü babalar Sedat Peker, Alaattin Çakıcı , Nurullah Tevfik Ağansoy, Söylemez kardeşler, Hüseyin Baybaşin , Ahmet Tekin Baykal, Kartal Demirağ, Tarık Ümit, Ömer Lütfü Topal, Ahmet Cem Ersever' in aralarında bulunduğu çok sayıda ''kilit isim'' ya susturuldu, ya bulunamadı ya da konuşturulamadı.
TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu'nun raporunda geçen, temiz toplum, temiz siyaset ve temiz ekonomi için adli polis örgütünün kurulması, suç kanıtlarını toplama ve değerlendirme yasasının çıkartılması, devlet sırrı kavramlarının sınırlarının çizilmesi ve Meclis'in istediği zaman bu sırları öğrenebilmesi, devlet yapısının yeniden düzenlenmesi, istihbarat ve güvenlik örgütlerinin yeniden yapılandırılması, 12 Eylül öncesinin incelenmesi gibi öneriler ise hayat bulamadı.

Cumhuriyet Gazetesi

Polislerin Suç Dosyası Kabarık...

İstanbul'da 1999'da değişik rütbe ve unvandaki 1472 personele ceza verildi

**Uzun zamandır gündemde olan ''temiz polis'' tartışmalarına ''Teşkilatımızda yer alan çürük kişilerin kafasını giyotine verdik'' sözleriyle ''çiçeği burnunda'' İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz da katıldı. Abanoz, yaptığı açıklamada ''Bir yerde mafya varsa, polis o örgütle çıkar ilişkisi içindedir'' dedi.

ALPER TURGUT ÖZKAN GÜVEN

Emniyet Teşkilatı, karanlık, kirli işlere karışan ve sayıları son dönemde gittikçe artan polisler nedeniyle son derece huzursuz. İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz , emniyet içindeki ''çürükleri'' ayıklamaya çalıştıklarını belirtmesine karşın bugüne dek birçok polis suç işledi. Kimisi işkence, cinayet, tecavüz, rüşvet ve haraç olaylarına karıştı kimisi de organize suç örgütleri ile birlikte çalıştı. Yalnızca İstanbul'da 1999'da il disiplin kurulu tarafından değişik rütbe ve unvandaki 1472 personele ceza verildi.

Uzun zamandır gündemde olan ''temiz polis'' tartışmalarına ''Teşkilatımızda yer alan çürük kişilerin kafasını giyotine verdik'' sözleriyle ''çiçeği burnunda'' İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz da katıldı. Abanoz, yaptığı açıklamada ''Bir yerde mafya varsa, polis o örgütle çıkar ilişkisi içindedir'' dedi. Emniyet yetkililerinin teşkilat içinde temizlik yaptıklarını söylemesine karşın bugüne dek kirli ilişkilere ve olaylara karışan çok sayıda polis, çeşitli suçlardan sanık sandalyesine oturdu. İşte huzuru sağlamakla yükümlü bazı polislerin karıştıkları olaylar:

* Aralarında eski Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican , eski İstanbul Emniyet Müdürü ve dönemin vakıf başkan yardımcısı Ramazan Er , Polis Akademisi Başkanı Tuncay Yılmaz , Polis Başmüfettişi Muzaffer Zeylan 'ın da bulunduğu 13 polis şefi, lojmanlarının ihtiyaçlarını Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'nın gelirlerinden karşılayarak vakfı zarara uğrattıkları gerekçesiyle 7 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istemiyle hâkim karşısına çıktı.

* Eski Bakırköy İlçe Emniyet Müdürü Yener Kur' un da aralarında bulunduğu 3 emniyet görevlisine, uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı ileri sürülen Kemal Sarıtaş 'a gerekli belgeler hazırlanmadan pasaport verdikleri gerekçesiyle dava açıldı.

* İstanbul'da yasadışı örgüte üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan 15 kişiye işkence yaptıkları ileri sürülen 1 başkomiser, 2 komiser ve 5 polis memuru yargılanıyor.

* Zeytinburnu'nda hırsızlık yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan bir kişiye işkence yaptıkları iddia edilen 3 polis memuru, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

* İzmir Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğü'nde görevli 5 polis ise 2 kişiye ''Cürümü söyletmek için işkence yapmak'' iddiasıyla yargı önüne çıktı.

* İzmir'de içki içip sarhoş olan ve evine bırakmak için polis otosuna aldıkları kadına ayrı ayrı tecavüz eden ''Görev sırasında zorla ırza geçmek'' suçundan yargılanan 2 polis memuruna 11'er yıl 8'er ay hapis cezası verildi.

* İstanbul'daki Conrad Oteli'nden, kendini terör örgütü Hizbullah üyesi olarak tanıtıp rüşvet isteyen polis memuru Yılmaz Murat , bankaya yatırılan parayı Mersin'de çekerken yakalandı.

* Şişli'de Murat Erol adlı polis memuru, yankesicilik yaptığı gerekçesiyle gözaltına almaya çalıştığı bir kadını tabancasıyla başından vurarak öldürdü. Erol, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, Bu ceza, 1.5 milyon lira ağır para cezasına çevrildi.

* Eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Deniz Gökçetin ve eski Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir 'in de aralarında bulunduğu 8 kişi, kamuoyunda ''Söylemez kardeşler çetesi'' olarak bilinen organize suç örgütü mensuplarına, ''rüşvet karşılığı yardımcı oldukları'' iddiasıyla yargılandı. 4 yıl süren dava sonucu polis müdürleri delil yetersizliğinden beraat etti.

* Organize Suçlar Silah Kaçakçılık Şube Müdürü Adil Serdar Saçan ve yardımcısı Ahmet Erdoğan , İstanbul DGM'ce aranan bir kişinin kendilerine teslim olmasına rağmen hakkında gerekli işlem yapmayarak görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle yargılanıyor.

* Diyarbakır'da, Mehmet Satıcıoğlu, Fahrettin İzgi, Eftal Yıldız ve İbrahim Pehlivan adlı polis memurları, çeşitli tarihlerde 49 kuruluştan 12 milyar lira para toplayarak dolandırıcılık yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı.

* İzmir'de polis memuru Hüseyin Murato , dönemin Asayiş Şube Müdürü Metin Şen' i, kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle tabancayla yaraladı. Murato, 11 yıl 8 ay hapse mahkûm
edildi.

* Görevli olduğu 1998 yılı 1 Mayıs gösterileri sırasında bir eylemciyi Ülkü Ocakları Okmeydanı Temsilciliği'nin penceresinden düşmekten kurtardığı ve başka bir gösteride de küçük yaştaki bir çocuğu kucağına alarak olay yerinden uzaklaştırdığı için basın tarafından ''kahraman'' ilan edilen polis memuru Murat Çakıcı , 16 yaşındaki bir kıza tecavüz etmekten yargı önüne çıktı.

* Özel harekât ve organize suçlar birimlerinde görev yaparken çete elebaşısı Sedat Şahin' e bağlı faaliyet gösterdiği, işadamlarından tehditle haraç istediği ve çek-senet tahsilatı yaptığı gerekçesiyle açığa alınan Hasan Hüseyin Karaaslan , 2 tabanca, 2 adet sis bombası ve 1 adet el bombasıyla yakalandı.

Cumhuriyet Gazetesi

UYUŞTURUCU BATAĞI



1992-2000 yılları arasında çoğu genç 158 kişi uyuşturucu yüzünden hayatını kaybetti
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün istatistiklerine göre uyuşturucu kullanımında en yüksek risk grubunu 16-25 yaş grubu oluşturuyor. Uyuşturucu maddeleri en çok 30 ile 45 yaş arasındaki kişilerin kullandığı görülüyor.


Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi ve AMATEM Başkanı Doç. Dr. Arif Verimli, Türkiye'de ailelerin, çocuklarının uyuşturucu kullandığını ancak 2 yıl sonra fark edebildiklerini belirtiyor.


* Uyuşturucu maddelere 'savaş' açan polis, en büyük desteği bilim adamlarından görüyor. Uzmanlar, polis ve hastane görevlilerin dışında ailelere, öğretmenlere, sivil toplum kuruluşlarına hatta medyaya da bu savaşta büyük görevler düştüğünü belirtiyor.


ALPER TURGUT

Amerika ve Avrupa'da gençlerin uyuşturucu kullanım oranı yüzde 13 ile yüzde 20 arasında değişiyor. Türkiye'deki gençlerin bu batağa bulaşma oranı ise yüzde 4... Aşırı dozda uyuşturucu kullanımı sonucu 1992'den 2000 yılına dek çoğu genç 158 kişinin hayatını kaybetmesi ise durumun ne kadar kötü olduğunu ortaya koyuyor. Emniyet yetkilileri, gençlerin uyuşturucu maddeleri temin etmek için hırsızlık, gasp ve hatta cinayete yönelmelerine dikkat çekiyor.
Sokak ekipleri oluşturarak uyuşturucu satıcılarının ''gözde'' mekânı lise ve üniversite önlerinde önlemler alan, lise hatta ilköğretim okulu öğrencilerinin katıldığı paneller düzenleyerek uyuşturucu maddelere ''savaş'' açan polis, en büyük desteği bilim adamlarından görüyor. Uzmanlar, polis ve hastane görevlilerinin dışında ailelere, öğretmenlere, sivil toplum kuruluşlarına hatta medyaya da bu savaşta büyük görevler düştüğünü belirtiyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün istatistiklerine göre, uyuşturucu kullanımında en yüksek risk grubunu 16-25 yaş grubu oluşturuyor. Uyuşturucu maddeleri en çok 30 ile 45 yaş arasındaki kişilerin kullandığı görülüyor. Uyuşturucu müptelaları arasında 16 yaş altı ile 40 yaş üzerinde olanların yok denecek kadar az olduğu anlaşılan kayıtlarda, maddeye genellikle ilköğretim ve lise mezunu olanların rağbet gösterdiği, üniversite mezunlarının ise az rağbet ettiği bilgisi yer alıyor. Uyuşturucu madde kullananların yaşadıkları yerler incelendiğinde ise yüzde 51'inin aileleri ile yaşadığı görülüyor.

Devlet İstatistik Enstitüsü'nün değerlendirmelerine göre ise 1998 yılında suç isnadıyla gelen 24 bin 613 çocuktan 2 bin 959'u bağımlılık yapan madde, bunlardan 648'i de uçucu madde kullanıyor.

Aileler geç fark ediyor

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi ve AMATEM Başkanı Doç. Dr. Arif Verimli , Türkiye'de ailelerin, çocuklarının uyuşturucu kullandığını ancak 2 yıl sonra fark edebildiklerini belirtiyor. Verimli, Türkiye'de 1991 yılında liseli gençler arasında yapılan araştırmada, 100 öğrenciden yüzde 0.7'sinin uyuşturucu kullanmış veya bağımlısı olduğunu, 1996 yılında ise bu rakamın yüzde 7'lere yükseldiğini savlıyor.

Uzmanlar, özellikle İstanbul ve İzmir'de liseli gençlerde esrar kullanım oranının 1991'de yüzde 1 iken 1997'lerde yüzde 4'ü aştığını kaydediyor. Uyuşturucu ile mücadele konusunda önlemlerin arttırılması gerektiğine dikkati çeken yetkililer, polisiye önlemlerin yanı sıra eğitime yönelik kampanyaların düzenlenmesini de istiyor.

Uyuşturucu ile mücadele kapsamında, Türkiye genelinde 1998-1999 yıllarında yürütülen araştırma sonucunda, 8 bin 674'ü kız, toplam 18 bin 520 öğrenciyle görüşüldü. Araştırma sonuçlarına göre, esrar kullanımı olmayan il bulunamazken yaşam boyu esrar kullanımının en sık görüldüğü il yüzde 4 ile İzmir çıktı. Uçucu madde ve eroin kullanımında birinci sırayı ise Muğla aldı. 1996'da yapılan bir araştırmada yüzde 4 olarak belirlenen yaşam boyu en az bir kez uçucu madde kullanım oranının ise yüzde 8.8'e yükseldiği belirlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye'de cinayetlerin yüzde 85, eşlerini dövenlerin yüzde 70, trafik kazalarının yüzde 65, ırza geçme ve şiddet olaylarının yüzde 50'sinin nedeninin alkol ve uyuşturucu olduğunu belirledi.

Kullanımda yüzde 234.4'lük artış

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın 1999 yılı faaliyet raporuna göre, Türkiye'de, uyuşturucu kullanımından dolayı hakkında işlem yapılan kişi sayısı 1992 yılında 802 iken geçen yıl bu sayı yüzde 234.4 oranında artış göstererek 2 bin 682'ye ulaştı. 1999 yılı verileri değerlendirildiğinde, ''sosyete uyuşturucusu'' olarak bilinen kokainin kullanıcılarının yüzde 67'sinin İstanbul, geriye kalan yüzde 33'ünün ise diğer illerde yaşadığı görüldü. Yine İstanbul'un yüzde 52'lik payla birinci olduğu diğer uyuşturucu türü ise eroin oldu.

İstanbul, uyuşturucu hap kullanımında da yüzde 19'la birinci oldu. Esrar kullanımında ise yoğunluk, yüzde 26.5'lik oranla İzmir'de oldu. Emniyet yetkilileri, 1997'de 2 bin 314, 1998'de 2 bin 544 ve 1999 yılında da 2 bin 682 kişinin uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı suçlamasıyla yargı önüne çıkarıldıklarını bildirdi.

Kapkaç terörü bitmiyor

İstanbul'daki sabıkalı hırsız sayısı 40 bini aşmış durumda. Polise göre cezalar yetersiz

ALPER TURGUT

İstanbul'da sayıları sürekli artan çeteler ve şebekeler ''adli suç'' ta patlama yaşanmasına yol açıyor. Hatta kentin pek çok noktasında hırsızlık mallarının satıldığı pazarlar oluşmuş durumda. Yaralanmalara hatta ölümlere neden olan kapkaç çeteleri ile son dönemde ''iyiden iyiye'' organize olan hırsızlık çetelerine karşı herhangi bir önlem alınmaması ve özellikle yolda yürürken çantaları ya da telefonları gasp edilen insanların karakollara başvurduğunda ''Bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Parayı alır, çantanızı nasıl olsa atarlar'' sözleriyle karşılaşması, ''İstanbul sahipsiz mi'' sorusunu gündeme getiriyor.

İstanbullu yolda yürürken, otobüs duraklarında beklerken, pazar yerlerinde alışveriş yaparken son dönemlerde iyice organize olan hırsızlık, kapkaç ve yankesicilik çeteleriyle karşı karşıya kalıyor. Birçoğu yaralanmalarla biten kapkaç terörü nedeniyle yurttaşlar rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Önceki yıllarda sayıları daha az olduğu için polis ve yurttaşlarca tanınan ve basit yöntemlerle hırsızlık yapan bu kişiler, artık gruplar halinde ve profesyonel olarak hırsızlık yapıyor. Küçükçekmece, Ataköy, Üsküdar, Kadıköy, Şişli, Maltepe, Beyoğlu, Beşiktaş, Eminönü, Fatih ve Büyükçekmece çok sayıda ''adli suç'' çetelerinin ''cirit attığı'' yerleşim birimlerinin başında geliyor.

Genellikle çalıntı otomobille ''işe çıkan'' ve kurbanlarını çoğunlukla tenha bölgelerde yürüyen kadınlardan seçen kapkaç çeteleri üyeleri, alkol, tiner, hap veya esrar kullanıyor. Hatta ruhsatsız tabanca, bıçak, jilet gibi ateşli ve delici silah taşıyan bu çeteler, polis ekiplerine saldırmaktan bile kaçınmıyor. Örneğin 5 kişilik bir çete, 133 otomobil çalarak bu otomobillerle 34 ayrı kapkaç olayı gerçekleştirebiliyor. Polis bölgesinin dışındaki jandarmanın kontrolü altındaki alanlarda da, tecavüz eden, çok sayıda kişiyi yaralayan ve hatta öldüren gasp çeteleri ''hüküm'' sürüyor. İstanbul, 67 eve girerek hırsızlık yapan ve çaldığı eşyaları arkadaşlarına hediye eden hırsızlardan, 6 ayrı işyerinden hırsızlık yapan sağır ve dilsiz hırsızlara ve işsiz olduğu için cezaevine girme amacıyla hırsızlık yapanların aralarında bulunduğu çok çeşitli hırsız gruplarını barındırıyor. Kapkaç olayları yaşayan yurttaşlar ''İstanbul sahipsiz mi'' diye sitem ederken ''Her evin kapısına bir polis dikilse bile olayların önüne geçilemeyeceğini'' vurgulayan emniyet yetkilileri, ''Hırsızlık olaylarına karşı tedbirlerin toplumsal olarak alınması gerektiğini'' belirtiyorlar.

İstanbul polisinin kayıtlarına göre, kentte 40 bini aşkın sabıkalı hırsız bulunuyor. İstanbul'da, geçen yıl 9 bin 662 ev ve 7 bin 908 işyeri olmak üzere 17 bin 570 hırsızlık suçu işlendi. Hırsızlık olaylarından sadece 1857 ev ve 1985 işyeri hırsızlığı olayı aydınlatıldı. Olayların failleri oldukları tespit edilen 3 bin 441 kişi de yakalanarak adli makamlara sevk edildi.

Yurttaşlar, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nden ilçe asayiş büroları ve asayiş ekiplerini desteklemek amacıyla 875 kişilik destek grubu çıkaran İstanbul polisinden, ''Geçici ve kısmi değil, kalıcı çözümler bulmasını'' istiyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, organize suçlar, terör, cinayet, mali ve narkotik gibi ağır suçlarda polisin çok iyi organize olduğunu ve başarılı sonuçlar elde ettiğini ancak mala karşı işlenen küçük suçlarda daha organize olmak için çalıştıklarını kaydetti. Kapkaç, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık ve yankesicilik gibi suçlar sadece İstanbulluların ''korkulu rüyası'' değil. Ankara, Antalya, Adana ve İzmir gibi büyük kentler de çetelerle uğraşıyor. İzmir Emniyeti, son 20 yılda, kentte 117 bin hırsızlık olayı meydana geldiğini, olayların faili 107 bin sanığın cezalandırıldığını, 10 bin faili meçhul hırsızlık olayının ise aydınlatılmayı beklediğini vurguluyor.

Çeşitli illerde emniyet müdürlükleri, hazırladıkları ''Kapılarımızı hırsızlara kapatalım'' ve ''Hırsızlık, dolandırıcılık ve yankesicilikten nasıl korunulur'' gibi broşürlerle halkı bilinçlendirmeye çalışırken yurttaşlar, ''Polis, can ve mal güvenliğimizi koruması gerekirken broşür bastırarak topu bizlerin üzerine atıyor'' diye konuşuyorlar.

Hırsızlara ve onların çaldığı malları bilerek satın alanlara verilen cezaların caydırıcı olmamasından yakınan güvenlik güçleri, cezaevine giren hırsızın içeride gruplaştığını ve dışarı daha profesyonelleşmiş bir şekilde çıkarak eski hayatına geri döndüğünü belirtiyor. Çalıntı malları bilmeyerek satın alanlara hiç ceza verilmediğini, bilerek satın alanlara ise 7 gün hapis cezası verildiğini belirten polis yetkilileri, cezaların arttırılmasının caydırıcı olacağını belirtiyor.

Cumhuriyet Gazetesi

Yaşam ve gelecek kazandı...

Depremde öğretmenlerini ve arkadaşlarını kaybeden öğrenciler siyah kurdeleli diplomalarını aldı

BERTANAĞANOĞLU - ALPER TURGUT

GÖLCÜK - Barbaros Hayrettin Lisesi mezuniyet töreninde ölümle yaşam, geçmişle gelecek buluştu. Ölümle yaşamın mücadelesini ''yaşam'' , geçmiş gelecek mücadelesini ''gelecek'' kazandı. Gencecik kızlar ve erkekler mezuniyet törenini hayat dersine dönüştürdüler. Gözyaşları, kaybettikleri öğretmenleri ve arkadaşları içindi ama ellerindeki diplomaları yaşama kararlılıklarının simgesiydi.

Barbaros Hayrettin Lisesi'nin geçmişi de acı öykülerle dolu. Okul, büyük bir facia üzerine kurulmuştu. 1 Mart 1958 tarihinde de İzmit'teki okullarından dönmek üzere öğle vapuruna binen Gölcüklü öğrencileri fırtına yakalamıştı. Vapuru tıklım tıklım dolduran öğrencilerin neredeyse tamamı yaşamını yitirmişti. Gölcük, kayıplarını büyük bir törenle toprağa verirken Gölcük'e bir lise kurulması işte bu faciadan sonra akıllara gelmişti. Yıllarca ortaokul binasında konuk edildi öğrenciler. Kavaklı'daki bugün hasarlı olan bina ise 1969 yılına yetiştirilebildi. Ancak, bu binanın ömrü de 30 yıl sürdü.

Barbaros Hayrettin Lisesi'nin 17 Ağustos'ta kaybı büyük oldu. Hem okul kullanılamayacak kadar hasar gördü, hem de 53 öğrencisini ve 5 öğretmenini yitirdi. Kalanlar aileleriyle birbirlerinden haber alamadan çadırkentlerde, prefabrik konutlarda göçmen oldu. Bazıları başka kentlere gitti, toparlanabilen 365 öğrenci başka okullarda konuk olarak 1999-2000 öğretim yılını tamamlayabildi.

Lise son sınıf öğrencilerinden 100'ü mezun oldu. Okul yöneticilerinin elinden aldıkları kırmızı yerine siyah kurdeleye bağlanmış diplomalarında bir yılın zorlu öyküleri gizliydi. Barbaros Hayrettin Lisesi mezunu 100 genç, hasarlı okullarının bahçesinde diplomalarını almayı beklerken ölen arkadaşları ve öğretmenleri için oluşturulan köşeden gözlerini alamadılar.

Okul için kampanya

Gençler, diplomalarını aldıktan sonra keplerini bir karanfille birlikte ölen arkadaşlarının ve öğretmenlerinin köşesine bırakıp çevresinde bir halka oluşturdular. Bir süre konuşmadan, kıpırdamadan gözyaşı döktüler. Ama yaşıyorlardı ve diplomalarını almışlardı. Diplomaları, her şeye karşın azimlerinin göstergesiydi. Barbaros Hayrettin Lisesi öğrencilerinden Kübra Bingöl , geçmişlerini kaybettiklerini anlattı. ''Elimde bir anahtar var'' dedi, ''yalnızca geçmişi açmaya yarayan bir anahtar bu'' . Barbaros Hayrettin Lisesi öğrencileri, geleceği kuracaklar artık. Geleceğin anahtarı, 17 Ağustos 1999'a karşın, eğitimlerini tamamlayabilmelerini sağlayan güçleri.

Barbaros Hayrettin Lisesi mezunlarının ve şimdiki öğrencilerinin ilk mücadelesi hasar gören okullarını onartabilmek. Bunun için yardım toplama kampanyalarının yanı sıra oluşturdukları web sayfasında seslerini duyurmaya çalışıyorlar. ''www.gbhl.k12.tr'' sitesinde hem eski öğrencilerle buluşmayı, hem de okullarının onarılabilmesi için gerekli parayı bulmaya çalışıyorlar. ''Gölcük'ü geri istiyorum'' diyordu Kübra Bingöl. Gençler, ''Gölcük'ü geri verin'' diyordu. Gençler, Gölcük'ü geri alacak.

Cumhuriyet Gazetesi

Katillerini asla affetmeyecekler...

17 Ağustos Marmara depreminin birinci yıldönümü Yalovalılar için acıların tazelendiği bir güne dönüştü

* Yalovalıların düzenlediği duygu dolu kitlesel yürüyüşte çiçek ve meşaleler taşınırken belediye tarafından yaptırılan anıtmezarda yakınlarının adlarını gören depremzedelerin feryatları yürekleri yeniden yaraladı... Gözyaşlarına karşın Yalovalı inatçı. Davasına sahip çıkıyor.

ALPER TURGUT - BERTAN AĞANOĞLU

YALOVA - Yalova SSK Hastanesi'nin önünde saat 02.30 sıralarında toplanmaya başlayan Yalovalılar, depremin 'yaşamlarını yerle bir ettiği' saat 03.02'de 45 saniye saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşu sırasında vapurlar ve fabrikalar sirenlerini, araçlar kornalarını çaldı. Topluluk belediyece sağlanan otobüsten dua okunmasının ardından Gazipaşa'da Yalova Belediyesi'nce yaptırılan deprem anıtına doğru yürüyüşe geçti. ''Sorumlular yargılansın'', ''17 Ağustos'u unutmadık, unutturmayacağız'' yazılı siyah tişörtler de giyen ve 5 bini aşkın kişiden oluşan kortejin önünde çelenk bulunurken ÇYDD Yalova Şubesi de meşaleler taşıdı. Düdük ve ıslık çalan, alkışla tempo tutan yurttaşlar yaklaşık bir buçuk kilometre yürüdükten sonra deprem enkazından alınan molozlarla oluşturulan dolgu alanı üzerinde düzenlenen 'Yaşar Okuyan Parkı'' içindeki anıta ulaştı. Yürüyüş sırasında tekbir getiren bir grup, depremzedelerin tepkisini çekti.

Deprem anıtına çelenk bırakan depremzedeler daha sonra üzerinde depremde yaşamını yitiren yaklaşık 3 bin kişinin adının kazılı bulunduğu mermer kalıplar ile üzerinden gözyaşını simgeleyen su akan metal direkten oluşan anıtı ziyaret etti.

Ağlama duvarı

Ellerindeki mumları, çiçekleri ve siyah kurdeleleri, yakınlarının adlarının kazılı bulunduğu mermer kalıplara iliştiren depremzedeler, anıtı adeta ''ağlama duvarına'' çevirdi. Yakınlarının adlarını mermer kalıplar üzerinde arayan depremzedelerin adları buldukları anki feryatları ise yürekleri burktu. Mermer kalıpların üzerine kapaklanan, sevdiklerinin adlarını 'okşayan' , gözyaşlarına boğulan kimi depremzedeler daha sakin olmaya çabalayan yakınları tarafından güçlükle teskin edildi. Bazı depremzedeler yakınlarının adının bulunduğu mermer kalıpların önünden dakikalarca ayrılamazken fenalık geçiren yurttaşlar ambülansla hastaneye kaldırıldı. Depremzedelerin anıtı ziyareti sırasında belediyenin otobüsünden sürekli dua okundu. Anıtın ziyareti sırasında görüntü alma yarışına giren basın mensuplarının kalabalığın azalmasının ardından izledikleri tutum ise meslek etiğini yeniden tartışmaya açacak düzeydeydi.

Medya'ya tepki

17 Ağustos'un yıldönümü nedeniyle deprem bölgesi basın mensuplarının akınına uğrarken depremzedeler ''reyting peşindesiniz'' diye canlı yayın yapan bazı televizyon ekiplerine tepki gösterdi. Depremde babasını ve kardeşini yitiren 12 yaşındaki Muhammet 'e anıtın önünde deprem anını anlattıran bir meslektaşımız, ''Burada babanın ve kardeşinin adını görünce neler hissettin' gibi yanıtı bilinen bir soruyu yöneltirken deprem bölgesinde konuşlanan ve magazinel haberleriyle ünlü bir televizyoncu da anma etkinliklerini 'kutlama' olarak nitelendirdi. Galiba deprem ve yıldönümü 'televole medyası' için reyting kutlaması anlamına geliyordu.... Yalovalı 17 Ağustos gecesi sokaktaydı. Gözyaşlarına karşın Yalovalı inatçı. Davasına sahip çıkıyor. Yaşamlarını yıkan katil müteahhitleri ve ona göz yumanları unutmuyor, unutacak gibi de görünmüyor. Katilleri affetmeyecekler...

5 Ocak 2008 Cumartesi

...